polonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
polonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2009

Polonya'nın Krizle İmtihanı


Ekonomik kriz, ülkemizi teğet geçmese de üç aylık dönemde çok büyük zararlara yol açmadı. Ancak Avrupa'nın tam ortasında durum biraz farklı. Polonya'da yaşanan ekonomik sıkıntılar ülkeyi iflasın eşiğine getirmiş durumda. İlk yazılarımızdan birinde de bahsettiğimiz gibi Polonya'nın borçlarını ödeyememe ihtimali %25'i bulmuştur. Polonya, 1 Mayıs 2004 genişlemesiyle müdahil olduğu Avrupa Birliği'nden de yeterli yardımı alamamaktadır. Büyük umutlarla el açılan Almanya da herkese tek tek yardım etmek yerine ihtiyacı olanların yararlanacağı bir fon kurulması fikrini savunmaktadır. (ABD'nin 2. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'ya yardım etme şekli) Bunun yanı sıra Polonya-Almanya ilişkileri de eskiye oranla daha kötü seyretmektedir. 2007'de el değiştiren iktidar; yeni hükümete, selefinin bozduğu Almanya ile ilişkileri düzeltme görevi yüklemiştir. Zira Almanya, Polonya'nın ithalat ve ihracatında önemli bir yer teşkil etmektedir. Bu açılardan bakıldığında Polonya'nın, içinden çıkılması güç bir durumla karşı karşıya olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.

Avrupa Birliği üyesi olarak geçen 5 yılda Polonya'nın kalkınma hızı da giderek artmaktaydı. Ancak eski bir Varşova Paktı ülkesi olan ve kapitalizmle tanışması henüz yeni sayılabilecek Polonya için son yılların en sarsıcı ekonomik krizi tam bir şok etkisi yarattı. Henüz ortak para birimine (Euro) geçememiş olan Polonya'da kullanımda olan zloti ise, dolar karşısında sürekli değer yitirmekte. Mart 2008'de bir Amerikan Doları 2.2 zloti iken, Mart 2009'da %55'lik değer kaybı ile 1 dolar 3.5 zloti olmuştur. Zloti, Euro karşısında da benzer oranlarda değer kaybetmiştir. Ulusal para birimini değiştirmemek veya değiştirmekte gecikmek Polonya'nın ekonomik sorunlarına tuz-biber ekmiştir.

Bunun yanında ülkenin gayri safi milli hasılasındaki büyüme (GSMH) 2008 yılında %4.8 iken, büyüme hızı 2009 yılı için %0.7 olarak öngörülmüştür. Avrupa Birliği'nin bu denli zayıf, dayanıksız, istikrarsız ve büyüme hızı düşük bir ekonomiyi birliğe kattığı için pişman olduğu tahmini yapmak, birlik politikalarına bakıldığında adil bir değerlendirme olacaktır. Zira Maastricht Antlaşması'nda öngörülen enflasyon ve bütçe kriterlerine ulaşamayan bir Avrupa Birliği üyesinin, politik ve ekonomik yaptırımlarla karşılaşması muhtemeldir.

Tüm bu gelişmelere ek olarak ülkedeki siyasi iktidarın, krize çözüm üretmek için yeterli kapasiteye sahip olmadığı görülmektedir. 2007 yılında yapılan parlamento seçimlerinde toplam oyların %41'ini alarak, Polonya Halk Partisi (PSL) (%9) ile koalisyon kuran Sivil Platform (PO) lideri ve başbakan Donald Tusk, Batı ittifakına olan inancı ve güveninin yanısıra futbola olan düşkünlüğü ile de bilinmektedir. Tam bir futbol fanatiği olan Tusk, bu yönünü 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası'nda oynanan Avusturya-Polonya mücadelesinin hakemini öldürmek istediğini söylerek ortaya koymuştu. Bu açıklamanın milli heyecanla yapıldığını düşünenleri ise geçen hafta başka bir süpriz beklemekteydi. Avrupa'nın ortasında, 38 milyon nüfuslu bir ülkeyi 4 yıl yönetmesi için seçilen bir başbakan olan Donald Tusk; parlamentoda, emekli maaşlarının düzenlenmesi ile ilgili bir oylamaya, Polonya İçişleri Bakanı'nın da aralarında bulunduğu bir grup arkadaşıyla halı saha maçında olduğu için katılamamıştı. Ekonomik Kriz'in tüm dünyayı etkilediği, önlem ve kurtarma paketlerinin havada uçuştuğu günümüzde, böyle bir skandala imza atan başbakanın, Polonya halkına yaşattığı hayal kırıklığını tahmin etmek çok da zor olmasa gerek...

Hükümeti, muhalefeti, siyasetçileri amansızca eleştirme, ülkemizde sıkça karşılaştığımız bir durum. Polonya örneğinden sonra da bu huyumuzu sürdürürmüyüz bilinmez. Ama en azından başbakanımızın futbol geçmişi mazide kaldı...

Leia Mais…

3 Mart 2009

Ekonomik Kriz alevleniyor!


Son zamanlarda belki de en sık duyduğumuz, kullandığımız kelime bu; kriz, ekonomik kriz. Dünyanın bir darboğazda olduğu malum bir gerçek. İnsanların zaten zor şartlar altında yaşadıkları bir atmosferde kriz olgusu herkesi telaşlandırmakta, önlemler almaya sevk etmekte... Peki bireysel önlemler ekonomik krizin aşılmasında ne kadar belirleyicidir? Bunun yerine devletlerin alacağı tedbirler daha etkili olmaz mı? Bu sorulara herkesin vereceği farklı cevaplar olduğundan eminim. Ancak kriz, en başta ülke ekonomisini, dolaylı yoldan ise vatandaşları vurmaktadır. Günümüzde bu olguya verilebilecek sayısız örnek mevcuttur. Bunlardan ilki geçtiğimiz aylarda iflas ettiğini açıklayan ve sembolik olarak ülkesi bir internet sitesi aracılığıyla açık arttırmaya çıkarılan İzlanda'dır. İzlanda'nın kriz yüzünden başta IMF olmak üzere, borç aldığı devlet ve kurumlara geri ödemede bulunamadığı için battığı bilinmektedir. Bunun yanısıra ülke, memur maaşlarını bile karşılayamamaktaydı.
Sovyetler Birliği'nin çöküşünü saymazsak böyle bir durum en büyük krizlerde bile yaşanmamıştı. En uç noktada hükümetler düşmüş, yerine onlardan farklı bir siyaset izlemesi imkansız olan başka hükümetler kurulmuştu. Ancak bugün yaşadıklarımız bunların daha ötesinde...

İzlanda ile başlayan "devlet iflası" olgusu çok yakında başka ülkelere de sıçrayacak gibi görünmektedir. Özellikle kapitalist ekonomiye tam anlamıyla ayak uyduramamış, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri, krizin soğuk nefesini enselerinde hissetmektedirler. Birçoğu kendi potansiyellerinin üzerinde değişimler hedeflemiş ve bu yüzden ipleri Batı'nın eline vermişlerdir. Bunlardan en önemlileri üç Baltık ülkesi (Litvanya-Letonya-Estonya) ile Ukrayna'dır. SSCB'nin dağılmasından hemen sonra Baltık ülkeleri bütün Sovyet mirasından bir an önce kurtularak Batı Kampı'na geçmeye can atmışlardır. Ukrayna ise 2004 yılından itibaren Rusya karşıtı bir çizgiye kaymış, bağımsızlık kavramını "Rusya'ya bağlı olmama" şeklinde değerlendirmiştir.

Avrupa Birliği ve NATO, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine uzun yıllardır her açıdan yardım etmektedir. Ancak bu yardımlar, söz konusu ülkelerin bu krizi aşması için yeterli gelmemiştir. Tüm Batı Avrupa bankalarının, bu bölgelere yaptığı yatırımın toplam değeri 1.5 trilyon Amerikan Doları iken bunun 275 milyar doları yalnızca Avusturya bankalarına aittir. Bu ürkütücü rakamlar Avrupa'nın iki yakası arasındaki ekonomik düzey farkını gayet net bir şekilde ortaya koymaktadır. Durum böyleyken yeni İzlanda vak'alarının yaşanabileceği öngörüsünde bulunmak için kahin olmaya gerek yoktur. Bunun yanında uluslararası kredi sigortalama verilerine göre önümüzdeki yıllarda; Ukrayna %90, Letonya %47, Litvanya %44 ve Estonya %40 ihtimalle İzlanda benzeri bir son ile karşı karşıya kalacaktır. Bu aynı zamanda bahse konu dört ülkenin ortalama %55 oranında iflas ile karşı karşıya olduğu anlamına gelmektedir ki bu durum çok ciddi ekonomik tedbirler gerektirir. Adı geçen dörtlünün yanı sıra, Bulgaristan (%37), Macaristan (%32), Polonya (%25) ve Çek Cumhuriyeti (%22) de benzer tehlikeler içindedir. Tüm bunların dışında coğrafi ve tarihi olarak Avrupa'nın dışında kalan Gürcistan neredeyse hepsinden daha çok Batı yanlısı politikalar izlemektedir. İstifa etmesi yönünde ağır baskıya maruz kalan ancak "kalıp, ülkesini kurtarmak" istediğini söyleyen M. Saakaşvili, krizin ayak seslerini duymamış olacak ki 2008 yazında başarılı olması için mucizelerin dahi yetersiz kalacağı bir çatışmaya müdahil olarak Gürcistan'ı uçuruma sürüklemiştir. Ülkenin en büyük ve en önemli sanayi tesisleri zarar görmüş, Gürcistan ekonomisi yerle bir olmuştur. Ülkede işsizlik oranı %13'ü bulmuştur. Biran evvel çözümler üretilmezse durumun daha da kötüleşeceği aşikârdır.

Burada, yapılması gerekenleri sıralamak şüphesiz bizim görevimiz değil. Zira bizim amacımız durum analizi yapmak suretiyle öngörülerde bulunmaktır. Ancak ekonomik bağımsızlık gerçekleşmeksizin elde edilen bağımsızlıkların, yeni birer bağımlılıkla sonlandığı gerçeği gün gibi ortada dururken, bunu görmezden gelerek hareket etmek ve politika belirlemek çok yanlış olacaktır...


Leia Mais…

Dünya Gündemi Analizleri Hakkında

Bu blog, uluslararası politikada yaşanan güncel gelişmeleri takip etmek ve değerlendirmelerde bulunmak amacıyla oluşturulmuştur. İçinde yer alan yazı, yorum ve analizlerin tamamı yazarın şahsi görüşleridir. Yazıların tüm sorumluluğu blog yazarına aittir.

Güncellemeler belli bir programa göre yapılmamaktadır. Bunun yanı sıra her sabah çeşitli şekillerde güncellenmektedir. Yazılar hazırlanırken; ntvmsnbc, bbc türkçe, reuters, guardian, washington post, der spiegel, kommersant vs gibi kaynaklardan yararlanılmaktadır. Haber içerikleri bu kaynaklardan sağlanmakla birlikte, yorumlar ve analizlerin tümü blog yazarına aittir.

Blog içeriğinin, yazardan izin alınmaksızın kullanılması kanunen yasaktır. Kaynak göstererek veya yazarla irtibat kurularak yapılan alıntılara izin verilecektir.