latin amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
latin amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2009

Latin Amerika'da Neler Oluyor?


Orta ve Güney Amerika ile ilgili haberler son dönemde sıklıkla gündeme geliyor. Bu haberlerden ilki Honduras'taki darbe ve sonrasında yaşananlarla ilgili. Konuya ilişkin yorumlarımızı içeren bir yazı yayınlamıştık ancak darbe sonrasında durum hala ciddiyetini koruyor. Zira ülkedeki askeri cunta, devrik başkan Manuel Zelaya'ya görevi devretmedi. Üstelik her türlü önlemi alarak Zelaya'yı ülkeye sokmadı. Bazı Latin Amerika ülkeleri Honduras'taki büyükelçiliklerini kapatırken dünyanın dört bir yanından da darbeyi kınayan ve yeni yönetimi tanımayan mesajlar geldi. Cuntanın bu politikası devam ettiği takdirde ülkedeki gerilimin artacağı, halkın protesto gösterilerinde işin boyutunun değişmeye başlayacağı söylenebilir. Zelaya yanlılarının demokratik çözüm istekleri reddedildiği takdirde ülkede kan dökülmesini önlemek çok zorlaşacaktır. Her ne şekilde olursa olsun Honduras'ta bir an evvel barışçıl ve demokratik bir çözüm bulunmalı ve bu ülkedeki krize son verilmelidir.

Latin Amerika'daki ikinci gelişmeyi ise Venezuela-Kolombiya gerginliği olarak göstermek mümkün. Yaklaşık 30 yıl önce uyuşturucu baronu Escobar'ın yakalanması ve faaliyetlerinin durdurulması konusunda ABD ile anlaşan Kolombiya hükümeti, o tarihten beri ülkedeki Amerikan varlığı nedeniyle sorunlar yaşamaktadır. Gerek ülke içinde gerekse komşu ülkelerle olan ilişkilerinde problemler doğmasına sebep olan bu durum, Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez'i de oldukça rahatsız etmektedir. Geçtiğimiz aylarda Kolombiya hükümetinin FARC teröristlerine karşı savaşını Venezuela sınırları içerisinde de sürdürmeye çalışması iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmiş, Venezuela, Bogota büyükelçisini geri çağırmıştı. Nisan ayında yeniden diplomatik ilişkiler tesis edildi. Ancak sorun tam olarak çözülemedi. Zira benzer sebeplerle topraklarında Amerikan üssü bulunan Ekvador'da, Chavez çizgisindeki bir politikacı olan başkan Rafael Correa, bu üssün ABD tarafından kullanımına son vermişti. Kolombiya'daki durumun daha komplike ve ciddi olmasına rağmen, Chavez'in Kolombiya'dan da benzer bir hamle beklediği bilinmektedir. Devlet Başkanı Alvaro Uribe de aslında ABD güçlerinin ülkesinde bulunmasından rahatsızlık duymaktadır. Ancak onlar olmadan bu savaşa devam etmesi imkansızlaşacağından, önceliği Kolombiya'nın askeri kapasitesinin arttırılması olarak belirlemiştir. Neredeyse yarım asırdır süren yasadışı uyuşturucu ticaretine son vermek ise, kısa vadede mümkün gözükmemektedir.

Leia Mais…

29 Haziran 2009

Darbe!


Türkiye'nin yıllardır yaşadığı, şu günlerde yeniden gündemde olan ve askeri güçlerin iktidarı cebren ele geçirmesi anlamına gelen vak'a, darbe. Ancak söz konusu darbe bu kez Türkiye'de konuşulduğu gibi bir "belge" üzerinden yapılmıyor. Latin Amerika ülkesi Honduras'ta solcu lider Manuel Zelaya, görev süresinin uzatılmasını öngören anayasa değişikliği referandumundan hemen önce askeri müdahaleye maruz kalarak Kosta Rika'ya sürgün edildi. Bölgedeki tüm rejimlerin birer birer sosyalizme dönüştüğü göz önüne alındığında Honduras'ta meydana gelen bu olay açıkcası herkes için bir süpriz oldu. Zira Kosta Rika'dan yaptığı açıklamada Zelaya, "Obama'dan bu darbenin arkasında olmadığına dair garanti istiyorum" diyerek darbenin adresi olarak ABD'yi gösterdi. Benzer tepkiler diğer solcu liderler Hugo Chavez, Rafael Correa ve Evo Morales'ten de geldi. Öyle ki Venezuela lideri Chavez ve Ekvador devlet başkanı Correa tepkilerini bir adım daha ileri götürerek Honduras'ta kendi ülke vatandaşları zarar gördüğü takdirde bu ülkeye askeri müdahalede bulunabileceklerini belirttiler. Ayrıca Amerika'dan darbenin kınanması talebinde bulundular.

ABD Başkanı Barrack Obama ise, Honduras'ta meydana gelen olaylardan üzüntü duyduğunu ve durumun gidişatından endişeli olduğunu söyledi. Aslında Honduras'ta yaşanan askeri darbe büyük ölçüde çevre faktörlerinden etkilenmeksizin gerçekleşen münhasır bir olay görünümündedir. Bana göre darbenin arkasında Soğuk Savaş yıllarının Amerikası'nı aramak yanlıştır. Zira ABD'nin CIA (Central Intelligence Agency) aracılığıyla Latin Amerika ülkelerinde karışıklık çıkarmaya yönelik dış politikası uzun zaman önce son bulmuştur. Dolayısıyla Honduras'ın kendine özgü bir durum ile karşı karşıya olduğu kanaatini taşımaktayım. Ancak Venezuela, Küba, Ekvador, Bolivya gibi sosyalist liderler tarafından yönetilen devletlerin olaya karışması işleri daha da karmaşık hale getirebilir. Honduras'ta tansiyon düşer düşmez mevcut başkan Manuel Zelaya'nın -ABD ve Latin Amerika ülkelerinin de telkinleriyle- bir an evvel görevine geri dönmesi hem bölgenin istikrar ve güvenliği hem de demokrasi açısından oldukça önemlidir.

Leia Mais…

30 Mayıs 2009

Haftanın Portresi : Evo Morales

Bu haftaki portre köşesinde, Bolivyalı lider ve Bolivya Devlet Başkanı Juan Evo Morales Aima'yı ele alacağız. 1959 yılında Bolivya'nın Oruro bölgesine bağlı Orinoco'da yerli halka mensup bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Morales, küçük yaşlardan itibaren çeşitli tarım kollarında çalışarak ve lama çobanlığı yaparak aile bütçesine katkıda bulunmaya başlamıştır. Bir yerli olması, okula gitmesine engel olmamış, eğitimini ihmal etmemiştir. Başkent La Paz'da sürdürdüğü öğrenimini 11. sınıfta bırakarak, askerlik hizmetini yerine getirmek üzere orduya katılmıştır. 1960-1980 arası dönemde birçok darbe yaşayan Bolivya'da Morales'in askerliği sırasında da Juan Pereda Asbun ve David Padilla Arancibia'nın darbeleri gerçekleşmiştir. Bu darbelerden bir hayli etkilenen Morales'in de siyasi görüşleri böylece oluşmaya başlamıştır. Askerlik sonrası köyüne ve toprağına döndüğünde, El Nino kasırgasının hayat şartlarını değiştirdiğini gördü ve Morales ailesi yeni bir hayata başlamak amacıyla Orinoco'yu terk edip Cochabamba'ya yerleşti. Bölgenin isminden de anlaşılacağı üzere Morales ailesi burada "koka" çiftçiliğine başladı. Coca cola üretiminden ilaç sanayisine, uyuşturucudan endüstriyel gereksinimlere uzanan geniş bir skalada kullanılan koka bitkisi, Morales'in hayatında önemli bir yere sahiptir. Zira bu bitki sayesinde Evo Morales, kısa süre sonra politikaya geçiş yapacağı alan olan sendikacılık ile tanışmıştır.

Futbolu çok seven ve bir dönem Fraternidad futbol kulübünün takım kaptanlığını yapan Morales, 1980'li yılların başında spor federasyonu sendikasının genel sekreterliğine getirildi. Daha sonra Koka İşçileri Sendikası genel sekreterliği yapan Morales'in liderlik özelliklerinin belirginleşmeye başlaması ve önceki görevlerindeki başarıları bir anda kendisini üne kavuşturdu. Yerli halkın çıkarlarını savunması ve korkusuzluğu bir takım çevreler tarafından hoş karşılanmamaktaydı. İstikrarsız Bolivya hükütmetlerinin, kartellerin ve güçlü iş çevrelerinin eline düşmesi sonucunda Evo Morales hapse atıldı ve bunu müteakiben acımasızca dövüldükten sonra öldü sanılarak bir araziye bırakıldı. Kendisini bulan köylüler, 15 yıl sonra başa gelecek devlet başkanını kurtardıklarından habersizdiler...

1995'de sosyalist görüşleriyle bilinen Morales, 1997 parlamento seçimlerinde Sosyalizme Doğru Hareket (Movimiento al Socialismo-MAS) adlı seçim ittifakının parlamenteri olması yönünde davet aldı. Seçim sonrası milletvekili olan Morales, 2000 yılındaki MAS kongresinde mevcut genel başkan karşısında kazandığı seçim zaferiyle partinin başına geçti. Kapitalist ve Amerikancı kesimlerin giderek güçlendiği, Bolivya'nın çoğunluğunu oluşturan fakir yerli halkın haklarının hiçe sayıldığı bir ortamda Morales, yerli düşünceleriyle sosyalizmi birleştirerek insanların sempatisini kazandı. Parlamentoda yer aldığı yıllar boyunca yerli halkın zararına olacak hiçbir kanun tasarısına onay vermedi ve böylece halk gözündeki itibarı da giderek arttı. 2002'deki başkanlık seçimlerinde geleneksel partileri büyük bir şoka uğratarak ikinci olan Morales, ülke genelinde sevinç gösterileri ve kutlamalar yapılmasına neden oldu.

Evo Morales'in yükselişi burada duracak gibi gözükmüyordu. Zira Amerika'nın La Paz Büyükelçiliği tarafından hazırlanan bir raporda Morales'in ileride daha önemli yerlere gelmesinin muhtemel olduğu ve buna karşı önlemler alınması gerektiği yazılmıştı. Fakat bu uyarılara aldırış etmeyen ABD, cumhurbaşkanı Carlos Mesa'nın istifa etmesi üzerine 18 Aralık 2005 günü yapılan başkanlık seçimlerinde oyların %53'ünü alarak iktidara gelen Morales'in kazandığı başarıya şaşırmış görünüyordu. Arka bahçesinde Venezuella lideri Hugo Chavez ve 60 yıllık düşmanı Fidel Castro'nun yanına eklenen Evo Morales, Amerika'nın canını sıkmışa benziyordu. 2006'da göreve başlayan Bolivya'nın, 470 yıllık tarihindeki ilk yerli lider olan Morales, göreve gelir gelmez petrol şirketlerini devletleştirdi. Halkın deyimiyle "Evo", daha sonra da, maaşının yarısını almayacağını, tanıdığı tek teröristin G. W. Bush olduğunu, koka yetiştiriciliğinin serbest bırakılacağını, yerli halka imtiyazlar tanınacağını ve kapitalizmin Bolivya'dan kovulacağını açıklayarak halkın gönlünde taht kurdu. Kimi zaman parlamentodan geçmeyen yasa tasarıları için açlık grevine başladı, kimi zaman da kendisini küçümseyen ve Chavez'in taklidi olmakla itham edenlere karşı savaş başlattı. Bolivya'nın yerli halkını ezen sermaye sahiplerine ülkeyi dar eden Morales, Latin Amerika'daki sosyalist rüzgarın en önemli halkalarından biri haline geldi.

Eski yönetimin ABD ile imzalamış olduğu ticaret anlaşmasını iptal ederek, Venezuella liderliğindeki ALBA ve TCP'ye katılmış, petrol ve doğalgazdan sonra maden, orman ve tarım alanlarının da kamulaştıracağını açıklamış, göreve gelir gelmez ilk ziyaretini Küba'ya, sonrakileri de Venezuella, İran ve Libya gibi ABD karşıtı ülkelere yapmış olan Evo Morales, izlediği tüm politikalar ile kısa sürede 21. yüzyılın en önemli siyasi kişiliklerinden biri olmuştur. Bolivya; şu an için dünya siyasetine yön veren büyük güçler (ABD, Çin, Rusya vs) veya orta büyüklükte devletler (Türkiye, Brezilya, Hindistan vs) arasında sayılmasa da, genç yaşta (47) iktidara gelen Morales'in, ülkesini büyük bir hızla kalkındırması, iç ve dış baskılara boyun eğmeden gerçekleştireceği reformlarla Bolivya'nın makûs talihini yeneceği beklenmektedir. Latin Amerika'nın uluslararası politikada artan önemi, bu tür değişimlerin ve dönüşümlerin ileriki yıllarda başka ülkelerde de yaşanabilmesini mümkün kılmaktadır.

Leia Mais…

20 Nisan 2009

Obama'nın Latin Amerika Açılımı


Amerika Birleşik Devletleri'nin, Barrack Obama ile dünyanın her bölgesinde ve her alanda yeni bir döneme girdiği hususunda artık herkes hemfikir. Obama'nın önünde, düzeltilmeyi bekleyen en büyük mesele ise "Yıkık ABD İmajı" idi. Henüz Beyaz Saray'da dördüncü ayını doldurmamış olan Obama'dan, geçtiğimiz hafta Trinidad & Tobago'da katıldığı Amerika Zirvesi'nde yeni bir Latin Amerika politikası izleneceğinin sinyallerini aldık. Zira başkan, Küba ile yeni bir başlangıç istediğini kendi ağzıyla ifade etti. Burada bir parantez açıp 2009 yılında ABD'nin "yeni başlangıçlar" istediği ülkeler için neden bu ifadeleri kullandığına değinmek doğru olacaktır. Obama, kendinden önce kronikleşmiş birçok soruna, iliklerine kadar işlemiş olan "demokrat" kişiliği sayesinde yepyeni çözümler getirmek istemekte, uzlaşmacı ve barış yanlısı tutumu sayesinde de meselelere yapıcı bir şekilde eğilmektedir. Bunun en güzel örneğini yine geçen ayki yazılarımızdan birinde Rusya Federasyonu ile ilişkileri yeniden başlatma hamlesiye (düğmesiyle) işlemiştik. Görünen o ki Obama, geçmişe sünger çekerek gelecekte atılması muhtemel adımları planlamaktadır. Geçimişte yaşamanın insanlığa hiçbir fayda sağlamadığını, aksine büyük zararlara ve çıkmazlara yol açtığını fark etmiş bir başkan olarak, kendinden önceki ABD başkanlarından ayrılmaktadır. İşte tam da bu yüzden, kendinden öncekilerin hatalarını telafi etmek istercesine, herkesle yeniden başlayarak ilişkileri birer birer düzeltmeyi amaçlamaktadır.

Tekrar Latin Amerika'ya dönecek olursak, Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez ile samimi görüntüler vererek, Küba ile ilişkilerin düzeltilmesini istediğini vurgulayan Obama için diğer Latin Amerika ülkeleri de bir "arka bahçe" den daha büyük anlamlar taşımaktadır. Chavez'i takip etmesi muhtemel olan bu devletler için de artık Amerika ile iyi ilişkiler döneminin açılabileceği öngörüsünde bulunmak mümkündür. Bunun yanı sıra, Obama'nın görev süresi boyunca benzer yaklaşımlar sergileyebileceği ise artık kesinleşmiştir.

Leia Mais…

21 Mart 2009

Latin Amerika'daki Sol Rüzgar ve El Salvador Seçimleri


Güney Amerika'daki sol dalganın Orta Amerika'da da kendini göstermeye başladığı, El Salvador'daki başkanlık seçimleri ile de görülmüştür. Eski bir gerilla örgütü olan FMLN'nin (Farabundo Marti Liberacion Nacional- Farabundo Marti Ulusal Kurtuluş Cephesi) adayı Mauricio Funes oyların %51,3'ünü alarak seçimin kazananı oldu. Eski bir gerilla olan Funes, gazeteci kimliğiyle de ön plana çıkmaktadır.

Seçimi ve Orta Amerika'daki sol dalgayı değerlendirmeden önce kısaca FMLN ve Funes'ten bahsetmek faydalı olacaktır. 1970 yılında El Salvador Komünist Partisi'nden ayrılan bir grup, Farabundo Marti Halk Kurtuluş Güçleri'ni kurmuş ve ülke içinde silahlı mücadeleye başlamıştır. 1979 yılında ülkede darbe ile iktidarın el değiştirmesiyle iç savaş daha da derinleşmiş, 1980'de 5 gerilla örgütü birleşerek FMLN'yi oluşturmuştur. FMLN, iç savaş sırasında ülkenin yarısına yakınını kontrolü altına alarak "kurtarılmış bölgeler" ilan etti. 1983'te örgüt içerisinde yaşanan iç çatışma sonrasında iki önemli lider öldürüldü ve bu tarihten itibaren iç savaşta gerilla gruplarının liderliği FMLN'den El Salvador Komünist Partisi'ne geçti. 1992 yılında iç savaştaki süre gidişe son vermek adına barış antlaşması yapılmış ve FMLN bu süreçte siyasi parti statüsüne kavuşmuştur. Mauricio Funes ise iç savaş sırasında gerilla liderleriyle yaptığı ropörtajlar ile tanınmaktadır. Brezilya İşçi Partisi'nden Dr. Vanda Pignato ile evli olan Funes, kendini Brezilya lideri Lula da Silva'nın bir hayranı olarak nitelemektedir.

Nikaragua ve Guatemala'nın ardından Orta Amerika'da yeni bir sol partinin daha iktidara ulaşmasıyla akıllara Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez'in söylemleri gelmektedir. Latin Amerika'nın tamamında sol iktidarların kurulacağını her fırsatta dile getiren Chavez'in bu vizyonuna bir ülke daha eklenmiş görünmekte. El Salvador'da 20 yıldır iktidarda bulunan ARENA partisinin seçimi kaybetmesi Latin Amerika halklarının siyasi yönelimleri hakkında fikir vermektedir. Artan suç oranları, yolsuzluk, fakirlik gibi sorunlar, halkları farklı arayışlara sevk etmektedir. Bu ortamda halkın alternatif iktidar arayışı sol partilere yönelim olarak somutlaşmıştır. Tabii ki bu yönelişte güncel ve kimi sosyal bilimciler tarfından "popülist" olarak da nitelenen gelişmelerin payı büyüktür. Bu güncel gelişmeleri "kıtadaki sol iktidarlar" şeklinde özetlemek mümkündür. Bunun yanında, El Salvador halkının bu seçiminde küresel ekonomik krizin payının bulunduğu da söylenebilir. Ancak bu payın ciddi bir oran teşkil ettiği düşünülmemektedir.

18 Ocak'taki yerel seçimlerin ardından FMLN'nin bu seçimlerden de galip çıkabileceği öngörülmekteydi. Yerel seçimlerde beklenilenin üzerinde bir başarı elde eden FMLN, yıllardır süre gelen sorunların çözümlenmesi yolunda, halk için yeni bir umut olmuştu. Ayrıca, Venezüella, Küba ve Bolivya'nın önderliğindeki "21. yüzyıl sosyalizmi" hareketi, tüm Latin Amerika halkları üzerinde etkiler yaratmıştır. Buna rağmen, halkın sosyo-ekonomik sorunlar karşısında yeni söylemlere olan ihtiyacı bu seçimlerin asıl belirleyici faktörü olmuştur.

Küresel güç ABD'nin yeni başkanı Obama ve ekibinin, arka bahçesindeki bu gelişmeler karşısında ne gibi tepkiler vereceği merak konusudur. Zira, güneyinde, kendisine karşı şekillenen bu bloğa gün geçtikçe yeni devletler katılmaktadır ve bu durumun yakın gelecekte ABD'nin başını ağrıtacağı öngörüsünde bulunmak yanlış olmayacaktır.

Yazan: Mustafa Kemal DAĞDELEN

Leia Mais…

16 Mart 2009

Küba'da Değişimin Ayak Sesleri


İçinde bulunduğumuz 2009 yılı, Küba Devrimi'nin 50. yıldönümü, Fidel Castro'nun hastalığı sebebiyle yetkilerini kardeşine devretmesinin üçüncü yılı ve Amerika Birleşik Devletleri'nde başkan Obama'nın Beyaz Saray'daki ilk yılını temsil etmektedir. Tüm bunlar biraraya geldiğindeyse, Küba'da 50 yıldır süregelen politikaların giderek değişmesi beklenen bir yıl, 2009. Uzun yıllar boyunca üzerinde Soğuk Savaş'ın gölgesini taşıyan Küba, bugünlerde yeni dünya düzenine ayak uydurmaya çalışmakta. Zira "Commandante" ünvanına sahip üç kişiden biri olan Raul Castro (diğer ikisi Fidel ve Che), geçtiğimiz ay yarım asırlık devrim tarihinde eşi görülmedik bir yeniliğe imza attı ve Küba kabinesinde yeralan bakanların büyük çoğunluğunu değiştirerek herkesi şaşırttı. Küba'yı uluslararası arenaya entegre etme yolunda atılmış bu büyük adım, ABD tarafından hoş karşılanmış olacak ki, senato aldığı kararla Küba'ya uygulanan ambargoda bazı değişiklikler yaptı. Ambargoyu tamamen kaldırmamakla birlikte, ABD'nin yürürlüğe koyması beklenen kararlar arasında Küba'ya ilaç ve gıda ticaretinde kolaylık gösterilmesi ile vize uygulamalarındaki engellemelerin hafifletilmesi gibi önemli sayılabilecek konular yer almakta.

1962 yılından beri uygulanan bu ambargo, Küba'yı komünist devletler safında ABD karşıtı bir çizgide yer almaya itmiştir. Ancak Obama ile birlikte ABD-Küba diyalogunun önünün açılacağı tahmininde bulunmak yanlış olmayacaktır. Bu diyalog ile birlikte uzun yıllardır devam eden ambargonun kalkması ve Küba ile Amerika arasında yeniden diplomatik ilişkilerin kurulması sonuçlarıyla karşılaşılabilir. Zira ABD'nin ambargoyu kaldırmak için ileri sürdüğü tek şart Küba'da demokratik ve çok partili seçimlerin yapılmasıdır. Fidel'in sağlık durumunun iyiye gitmediği, kardeşi Raul'un ise ailesini siyasetten uzak tutmak istemesi, Küba'da yakın gelecekte demokratik seçimlerin yapılacağının işaretleri olarak görülebilir. Kabinede yapılan son değişiklikleri de bu bağlamda yorumlamak mümkündür.

Latin Amerika'daki sorunların tamamı değilse bile büyük kısmı, bölgedeki anti-Amerikan politikalar nedeniyle ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu meselelerin çözümü de bölgedeki ABD karşıtlığına çözüm bulmaktan geçer. Barrack Obama'nın kendisinden beklenilenleri yaparak bu meseleleri halledip halledemeyeceğini ise zaman gösterecektir.

Leia Mais…

Dünya Gündemi Analizleri Hakkında

Bu blog, uluslararası politikada yaşanan güncel gelişmeleri takip etmek ve değerlendirmelerde bulunmak amacıyla oluşturulmuştur. İçinde yer alan yazı, yorum ve analizlerin tamamı yazarın şahsi görüşleridir. Yazıların tüm sorumluluğu blog yazarına aittir.

Güncellemeler belli bir programa göre yapılmamaktadır. Bunun yanı sıra her sabah çeşitli şekillerde güncellenmektedir. Yazılar hazırlanırken; ntvmsnbc, bbc türkçe, reuters, guardian, washington post, der spiegel, kommersant vs gibi kaynaklardan yararlanılmaktadır. Haber içerikleri bu kaynaklardan sağlanmakla birlikte, yorumlar ve analizlerin tümü blog yazarına aittir.

Blog içeriğinin, yazardan izin alınmaksızın kullanılması kanunen yasaktır. Kaynak göstererek veya yazarla irtibat kurularak yapılan alıntılara izin verilecektir.