davos zirvesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
davos zirvesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2009

İslam Dünyası'nın Yeni Lideri Mısır (mı ?)


ABD Başkanı Barrack Obama, Müslüman Dünyası'na sesleniş konuşmasını yapacağı ülkeyi belirledi. Bu ülke, Dünya Gündemi Analizleri'nde yaptığımız bir ankete verilen cevapların (%50 Türkiye) aksine Mısır oldu. Mısır'in İslam alemindeki yeri ve önemi tartışılmaz. Ancak Obama'nın Mısır tercihi kafalarda soru işaretleri oluşturdu. Zira bu konuşmanın yapılacağı düşünülen ülkeler arasında Ürdün ve Suudi Arabistan'ın isimleri de ön plana çıkmaktaydı. Mısır'ın Orta Doğu politikalarında artan etkinliği ve stratejik önemi, Ürdün ile kıyaslanamayacak derecede yüksek. Bunun yanında Obama'nın Suudi Arabistan'ı tercih etmemiş olma sebebini ise, bu ülkenin Müslüman Dünyası'ndaki gücünü dengeleme düşüncesi olarak göstermek mümkün. Irak, Suriye ve Lübnan'ın listeye bile giremediği bir ortamda, Türkiye'ye yaptığı ziyaretin de çok yeni olması Obama'yı Mısır opsiyonunu kullanmaya yöneltmiştir. Obama yönetiminin Orta Doğu'da hiçbir devleti küstürmemeye çalışan, herkese eşit uzaklıkta olduğunu kanıtlamaya yönelik tutumunun da Mısır tercihinde etkili olduğu söylenebilir.

Beyaz Saray sözcüsü Robert Gibbs'e yöneltilen "Neden Mısır?" sorusunu Gibbs, "Mısır'ın birçok açıdan Arap dünyasının kalbini temsil ettiğini" söyleyerek yanıtladı. Buradan birçok sonuca ulaşmak mümkün. Zira Müslüman Dünyası'na yapacağı tarihi konuşmayı bir Arap ülkesinden gerçekleştirmeyi planlayan Obama'nın, açık bir şekilde Türkiye'yi mevzu bahis dünyadan ayırdığı ortadadır. Genelde Avrupa'nın ve Obama'dan önceki ABD başkanlarının Türkiye'yi Müslüman Dünyası'nın sınırlarına dahil ettiği bilinmektedir. Obama ile birlikte bu tabunun da yıkılmaya başladığı görülmektedir. Bunun yanı sıra Obama'nın, sürekli silah stoku yapan ve kendine lider rolü biçen Suudi Arabistan, savaşın yaralarını sarmaya çalışan ve henüz istikrara kavuşamamış Irak, kaos içindeki AfPak (Afganistan ve Pakistan) ile Müslüman çoğunluğun yaşadığı diğer ülkeler olan Malezya ve Endonezya'yı tercih etmemiş olması da önemlidir. Zira Obama'nın Mısır tercihi, Davos Zirvesi sonrasında Türkiye'nin Orta Doğu'daki saygınlığının artmasını hazmedemeyen ve buna alenen karşı çıkan Mısır'ı kazanmaya yönelik bir tavır olarak da değerlendirilebilir. Özellikle İsrail ile bölge ülkeleri arasındaki sorunlarda ABD'nın isteyeceği en son şey kendisine karşı politikalar izleyen yeni bir ülkedir. Dolayısıyla Obama, siyasi danışmanlarının da büyük etkisi olduğunu düşündüğüm bu kararında bölge ve dünya barışına katkı sağlayacak önemli bir adım atmıştır.

Leia Mais…

3 Nisan 2009

Arap Birliği Zirvesi


Hafta içinde Arap Birliği ülkeleri Katar'ın başkenti Doha'da biraraya geldi. Cezayir, Irak, Umman, Mısır ve Fas'ın katılmadığı, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un hazır bulunduğu konferansa Libya Devlet Başkanı Albay Muammer Kaddafi damgasını vurdu. Konuşmasında Suudi Arabistan Kralı Abdullah'ı eleştiren ve 6 yıl önce yaşadıkları diyaloga atıfta bulunarak, haklı olduğunun bugün ortaya çıktığını savunan Kaddafi, Katar emiri mikrofonu kapattıktan sonra da sözlerine devam etti. Kendisini "Arap liderlerinin başı, Afrika'nın büyük kralı ve Müslüman dünyasının lideri" olarak niteleyen ve konuşmasının kesilmesine sinirlenen Kaddafi, Suudi Arabistan'ın batı ile olan ilişkilerini eleştirerek zirveyi terk etti. (Recep Tayyip Erdoğan'ın Davos'taki çıkışına benzer bir tavır sergileyerek...)

Kaddafi'nin bu çıkışından sonra normale dönen görüşmelerde; İsrail'in yeni hükümeti, İran'ın bölgede artan nüfuzu ve teröre verdiği destek, Sudan lideri Ömer El Beşir hakkında çıkarılan tutuklama kararı gibi konular gündemi oluşturdu. Zirvede, İsrail'de Benyamin Netanyahu önderliğinde kurulacak olan koalisyonun bölge barışına katkı yapmayacağı görüşü hakim olurken, İran'ın Lübnan Hizbullahı'nı ve Hamas'ı desteklemesi de eleştiri oklarını İran'a yöneltti. Suriye'nin hararetle savunduğu ve arka çıktığı konu ise El Beşir'in tutuklanmasına yönelik kararın biran evvel geri çekilmesi ve Arap Birliği ülkeleri tarafından tanınmaması oldu. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın ileri sürdüğü bir başka görüş de İsrail'in barış görüşmelerine yanaşmamak için izlediği politikalardı. Esad, İsrail'e sunulan tekliflerin değerlendirilmediğini, gerçekten barış yanlısı bir ülkenin en azından bu amaçla görüşmelerde bulunması gerektiğini ima etti.

Zirvede yaşanan bu olayları okurken detaylara dikkat etmemiz isabetli bir analiz açısından zaruridir. Zira bütün bu gelişmelerin Arap Birliği'ndeki en önemli soruna, liderlik sorununa işaret ettiğini görmekteyiz. Uzun yıllardır yaşadıkları bölünmüşlük ve birlikte hareket etmede çektikleri güçlükler, Arap ülkelerinin ortak politikalar üretememesine yol açmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da Orta Doğu'da liderlik rolü için verilen mücadelede, İran, Mısır, Suudi Arabistan, Libya ve hatta Suriye öne çıkmaya çalışmaktadır. Arap zirvelerinin hemen hepsinde hissedilen genel hava bu şekildedir. Bölgedeki meselelerin çözülmesi için ilk önce halledilmesi gereken de tam olarak bu liderlik sorunudur. Hiçbir devlet diğerinin ön planda olmasını istememekte, çözüm planlarının önünü tıkamaktadır. Bu durum, kimi zaman diğer ülkelerde iç karışıklıklara yol açarak, o ülkenin dışa dönmesini engelleme şeklinde tezahür etmiştir.

Ortak hareket etmenin imkansızlığı, Araplarda bir lider beklentisine yol açmıştır. Arap halklarının bu büyük beklentilerine rağmen; herkesin, önderliğine "Evet" diyebileceği bir lider henüz ortaya çıkmamıştır. Davos Zirvesi'nden sonra Türkiye bu role soyunmuş gibi görünsede gerçekte ne Türkiye'nin böyle bir amacı ne de Arap ülkelerinin buna rızası vardır. Türkiye Cumhuriyeti böyle bir amaca uzun vadede sahip olsa bile günümüz şartlarında bu görev için hazırlıklı değildir. Hal böyleyken Orta Doğu'daki sorunlara bölge dışından müdahaleler doğal karşılanmakta ve problemler çözümsüzlüğe doğru uzayıp gitmektedir.

Leia Mais…

11 Mart 2009

Türk-Amerikan İlişkilerinin Geleceği Üzerine


Açıldığı günden beri Dünya Gündemi Analizleri'nde, Türkiye ile ilgili konulara fazla değinmemeye çalışmaktaydık. Bunun sebebi de hergün gazete ve televizyonlarda defaatle yayınlanan haberleri, gelişmeleri, yorumları ve görüşleri tekrarlama endişemiz idi. Farklı perspektifler ve değişik bakış açıları ile düşünmek elbette ki serbesttir. Ancak bunları internet ve sair ortamlarda yayınlamak şüphesiz bizim vazifemiz değildir. Yine de bölgesel ve küresel politikalar açısından son derece önemli bir ülke olan Türkiye'de, son günlerde yaşanan gelişmeleri dış politika açısından değerlendirmek gerekmektedir.

Bu gelişmelerden en önemlisi ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın Türkiye ziyaretidir. Orta Doğu, Türkiye ve NATO'yu kapsayan bu ziyaretler sırasında Clinton, çok önemli mesajlar vermiştir. İsrail ve Filistin'de barış çağrısı yapan, ülkemizde ise Türkiye'nin gerek ABD gerekse dünya açısından önemine vurgu yapan eski "first lady", son araştırmalara göre Türkiye'de artmakta olan Amerikan karşıtlığını da biraz olsun azaltmayı amaçlamıştır. Bununla birlikte, başkan Barrack Obama'nın 6-7 Nisan'da ülkemize resmi ziyarette bulunacağı da açıklanmıştır. Clinton'ın yaptığı ve Obama'nın yapacağı ziyaretler, ilişkilerde yeniden sıcak bir evreye girilebileceğinin de göstergesi sayılabilir. Obama'nın, 2010 yılında ülkemizde düzenlenecek olan Dünya Basketbol Şampiyonası için de Türkiye'ye geleceği düşünülmektedir. Amerika'daki yeni yönetimin genel politikalarının, Türkiye üzerindeki izdüşümlerinin de aynı doğrultuda olacağı öngörüsünde bulunmak bu yüzden yanlış olmayacaktır.

Türkiye, Soğuk Savaş yıllarındaki komplekslerinden kurtulmuştur. Artık bir kamp için değil, sadece Türkiye için politika üretilmektedir. ABD'nin müttefiği bir NATO ülkesi olmak artık Rusya düşmanı olmak anlamına gelmemektedir. Aynı şekilde İran, Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye, İsrail, Lübnan, Balkanlar, Doğu Avrupa, Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan, Orta Asya, Afrika ve hatta Latin Amerika ile ilişkilerimiz birbirinden bağımsız yol almaktadır. Halen Soğuk Savaş mantığı ile düşünen Yunanistan'ın, Barrack Obama'nın Türkiye ziyareti açıklandığında ortaya koyduğu tepki, Türkiye'nin çok yönlü dış politikasının başarılı olduğuna delalet etmektedir. Öyle ki, son günlerde Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin hakkında tutuklama kararı çıkardığı ve başta ABD olmak üzere birçok ülke tarafından soykırım yapmakla suçlanan Sudan devlet başkanı Ömer El Beşir hususunda bile Türkiye, ihtiyatlı davranmaktadır. Sudan'ın jeopolitik konumu, El Beşir'in ülkemize karşı beslediği sempati, Sudan'ın doğal kaynaklarının zenginliği gibi unsurları göz önünde bulundurmaktadır.

Türkiye'nin Davos Zirvesi sonrası giderek artmakta olan uluslararası itibarı, yakın gelecekte bölgesel liderlikten küresel aktörlüğe terfi sonucunu doğurabilir. Zira Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkasya üçgenindeki çözümü zor birçok meselede Türkiye'nin aktif katılımını, arabuluculuğunu veya liderliğini gururlanarak görmekteyiz. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) zirvesine katılmak üzere gerçekleştirdiği Tahran ziyareti de Türkiye'nin bu misyonuna gösterilebilecek en önemli kanıtlardan biridir. Kafkasya İstikrar Paktı, İsrail-Filistin sorunu, İran'ın Nükleer Çalışmaları, Kıbrıs, Irak, Afganistan vb gibi birçok sorunun ve projenin de Türkiye'nin katılımı gerçekleşmeksizin çözülmesi imkansızdır. Buradan, "Türkiye bütün sorunları tek başına çözer" sonucu çıkarmak da elbette yanlıştır. Fakat bölgesel ve küresel politikalarda söz sahibi, politik, ekonomik, askeri ve kültürel potansiyeli ile Türkiye, çok kilit bir noktada yer almaktadır. Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceği de ülkemizin bu önemi ile doğrudan ilintilidir.


Leia Mais…

Dünya Gündemi Analizleri Hakkında

Bu blog, uluslararası politikada yaşanan güncel gelişmeleri takip etmek ve değerlendirmelerde bulunmak amacıyla oluşturulmuştur. İçinde yer alan yazı, yorum ve analizlerin tamamı yazarın şahsi görüşleridir. Yazıların tüm sorumluluğu blog yazarına aittir.

Güncellemeler belli bir programa göre yapılmamaktadır. Bunun yanı sıra her sabah çeşitli şekillerde güncellenmektedir. Yazılar hazırlanırken; ntvmsnbc, bbc türkçe, reuters, guardian, washington post, der spiegel, kommersant vs gibi kaynaklardan yararlanılmaktadır. Haber içerikleri bu kaynaklardan sağlanmakla birlikte, yorumlar ve analizlerin tümü blog yazarına aittir.

Blog içeriğinin, yazardan izin alınmaksızın kullanılması kanunen yasaktır. Kaynak göstererek veya yazarla irtibat kurularak yapılan alıntılara izin verilecektir.