
13 Aralık 2011
Kim Bu "Uzun" Adam?

27 Temmuz 2009
Rusya Sıcak Denizlerde
Her ne kadar Doğu Akdeniz'deki Rus varlığını Rusya'dan başka destekleyen bir ülke olmasa da, Ruslar'dan bu konuda yeni hamleler beklenebilir. Libya ve Yemen ile temaslarda bulunulması da bunun bir göstergesidir. Tartus limanı, tadil edildikten sonra, Soğuk Savaş'tan bu yana Rusya'nın, eski Sovyet coğrafyası dışında açtığı ilk askeri üs olacaktır. Ancak bu limanın önemi uluslararası basının atfettiği veya İsrail'in korktuğu kadar yüksek değildir. Rusya'nın Karadeniz donanmasından yalnızca "Büyük Petro" ve "Amiral Kuznetsov" adlı iki geminin bu limanda bulunacak olması İsrail'in, ABD'nin ve NATO'nun deniz gücü dikkate alındığında sembolik bir anlam taşımaktan öteye gitmeyecektir. Fakat Rusya, diğer bütün meselelerde olduğu gibi, Orta Doğu'dan da dışlanmak istememekte, bölgeye ne şekilde olursa olsun girmeye çalışmaktadır. Eski ihtişamlı günlerin özleminde olan Rusya, yeniden bu konumu elde edebilmek için çok mühim iki aracı kullanmaktadır. Bunlardan ilki enerji, ikincisi ise silah ticaretidir. Üstün teknoloji ürünü silahları sayesinde sıcak çatışma riski bulunan ülkelerle ilişkilerini sağlamlaştırmaktadır. Suriye ile yaptığı bu anlaşmayı da aynı çerçevede değerlendirmek mümkündür. Zira Suriye, S-300 füzelerinin yanısıra yine son teknolojiye sahip SS-26 İskender-E tipi füzeler ile gelişmiş anti-tank sistemleri alma taahhüdünde bulunmuştur. Sonuç olarak Rusya, yukarda bahsedilen araçları kullanmak suretiyle siyasi kazançlar elde etmektedir ve bu politikasından yakın gelecekte vazgeçmesi beklenmemektedir.
NOT-1 : Rusya'nın Tartus limanında kullanacağı askeri üs, Karadeniz ve Akdeniz Komutanlığı olarak faaliyet gösterecektir. Dolayısıyla Karadeniz'in ve Türk Boğazları'nın statüsü yeniden gündeme gelecektir.
NOT-2 : Rusya; enerjiyi Gazprom, silah ticaretini de Rosoboronexport adlı devlet şirketleri aracılığıyla politik güç olarak kullanmaktadır.
15 Temmuz 2009
Nabucco'ya "Gaz Verenler"
Bilindiği üzere Nabucco, Avrupa'nın enerjide Rusya'ya olan bağlılığını azaltmayı (ortadan kaldırmayı değil) ve Avrupa Birliği'nin, doğusundaki ülkelerle olan ilişkilerini geliştirmeyi hedeflemektedir. 3300 kilometre boyunca, üzerinden geçtiği ülkeleri birbirine bağlayacak olması bir yana, modern küresel konjonktürdeki en önemli zenginlik olan enerjinin söz konusu ülkeler tarafından paylaşılacak olması da Nabucco'nun yalnızca ekonomik faydadan ibaret olmadığının göstergesidir. Dolayısıyla, Nabucco Projesi'ne siyasi açıdan bakıldığında işlerin karmaşık hale gelmesi engellenememektedir. Bu durumun en önemli sonucu da, boru hatlarını besleyecek olan doğalgazın veya petrolün (biz burada genel anlamda enerji diyeceğiz) hangi yollarla, kimler tarafından, hangi miktarda projeye aktarılacağı sorunudur. Boru hatlarını, canlılardaki damarlara benzetirsek, içinden kan geçmeyen damarların hiçbir işe yaramayacağını söyleyebiliriz. Yani boru hatları hayati sıvı olan enerjiyi bir yerden bir yere taşımakta kullanılan araçlardır. İşte tam da bu noktada olayın siyasileşmesine sebep olan devletlerden Rusya Federasyonu önemli bir çıkış yaptı ve başbakan Vladimir Putin "Bazı devletlerin toprağı kazıp borular döşemesi bizim için sorun teşkil etmez" diyerek içi doldurulamayacak olan bir boru hattı inşa etmenin gereksiz olduğunu belirtti. Bir diğer önemli aktör, ABD ise, projeyi açıktan desteklememekte. Fakat Amerika'nın projeye karşı olduğunu söylemek henüz mümkün değil. Zira projeye gaz vermesi planlanan İran, iç siyasi tartışmalarla boğuşmakta ve Nabucco'daki geleceği tartışılmaktadır. ABD'nin tavrının İran'daki gelişmelere göre şekilleneceğini tahmin etmek zor değil. Buna karşılık projenin ana kaynağı Azerbaycan'ın, ispatlanmış yaklaşık 1.5 trilyon metrüplük doğalgaz rezervinin, Nabucco'nun kapasitesi olan yıllık 31 milyar metreküpü tek başına karşılaması da beklenmemektedir. Ankara'daki imza töreninde hazır bulunan Irak başbakanı Nuri El-Maliki'nin de Nabucco'ya gaz vermeye hevesli olduğu bilinmektedir. Ayrıca bölgede Türkiye'nin öncülüğünde yaşanan bu hızlı jeopolitik gelişmelerden dışlanmak istemeyen Suriye de projeye dahil olmak istemektedir. Enerji ihracının büyük çoğunluğunu Rusya'ya yapan Türkmenistan ise, bu ülkenin doğalgaz alımını azaltması üzerine, artan doğalgazı Nabucco'ya verebileceğini belirtmiştir.
Tüm bunlardan çıkarılacak sonuç ise, başbakan ile enerji bakanı tarafından dile getirilen ve Rusya'nın da Nabucco'ya dahil olabileceğini öngören planın, Nabucco'yu ana amacından bir hayli saptıracağıdır. Buna rağmen projeyi, Rusya'yı küstürmeden hayata geçirmek esas alınmalıdır. Rusya-Türkiye arasındaki Mavi Akım'ın, Rusya-Bulgaristan-Yunanistan arasındaki Burgaz-Dedeağaç'a engel olmadığı gibi Nabucco'nun da Mavi Akım-2'ye engel olmaması gerekmektedir. İran'daki durumun kritik olması bu ülkeden gelecek doğalgazı da askıda bırakmaktadır. Buna karşılık da Türkmenistan, Irak ve Suriye gibi seçenekleri değerlendirmek, hem boru hatlarının boş kalmasını önleyecek hem de Türkiye'nin bahsi geçen ülkelerle ilişkilerini kuvvetlendirecektir. Nabucco Projesi'ni hiçbir baskıya veya tehdide boyun eğmeden hayata geçirmek, bölgesel ve küresel politikalarda Türkiye'nin elini güçlendirecek, Türkiye'den Avrupa'ya giden otoyolların yanına inşa edilecek olan enerji yolları da Türkiye'nin AB'ye tam üyelik sürecini hızlandıracaktır.
13 Temmuz 2009
Nabucco Projesi
Projenin en önemli yanının Rusya'yı ve Rus enerji devi Gazprom'u dışarda bırakması olduğunu belirtmiştik. Fakat yaşanan yeni gelişmeler ışığında durumun yakın gelecekte değişme ihtimali bulunduğunun da altını çizmemiz gerekir. Zira projeden dışlandığını hisseden Rusya, alternatif erneji hatlarına yönelmiş ve Türkiye, İran, Azerbaycan ve diğer Doğu Avrupa ülkelerini by-pass ederek Burgaz-Dedeağaç projesini geliştirmiştir. Ayrıca Türkiye'yi kendi safına çekebilmek amacıyla Mavi Akım-2 projesini ortaya atmıştır. Dolayısıyla, enerji arenasında Rusya'sız seçeneklerin giderek azaldığı bir ortamda, yıllık 31 milyar metre küp doğalgaz taşıması hedeflenen Nabucco'ya da Gazprom'un çok geçmeden katılacağı öngörüsünde bulunabiliriz.
Projede yer alan ülke liderlerinin katılımıyla, imzaları 13 Temmuz'da atılacak olan ve yapımına 2010'da başlanması planlanan Nabucco; Avusturya'dan OMV, Türkiye'den BOTAŞ, Macaristan'dan MOL, Bulgaristan'dan Bulgargaz ve Romanya'dan Transgaz'ın %20'şer hissesiyle beş ortaktan oluşan bir teşekküldür. Fakat geçen sene Alman RWE'nin katılımıyla altı ortaklı bir projeye dönüşmüştür. RWE'nin Nabucco'ya sonradan katılması, projede yer almak isteyen Fransız Total ve Gaz de France, Alman Ruhrgas, Polonyalı PGNiG, Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi SOCAR ve Rus Gazprom gibi şirketlerin elini güçlendirmiş, yeni katılımların önünü açmıştır.
Her ne kadar enerji sektöründeki bir atılım olarak değerlendirilse de, Nabucco'nun siyasi hamlelerden bağımsız olduğunu düşünmek yanlıştır. Bir yandan Rusya, İran'ı güvenilmez olarak nitelemekte, diğer yandan Türkiye, Fransa'nın katılımına karşı çıkmaktadır. Adı geçen tüm ülkelerin katılması ise projenin değerini düşürecek, planlanan hedeflerden uzaklaşılmasına neden olacaktır. Tüm bunlar biraraya geldiğinde, birçok devletin katıldığı bir siyasi poker oyunu ile karşılaşmaktayız: Politik eli en güçlü olan ve kozlarını en iyi oynayanın kazanacağı bir poker oyunu...
10 Temmuz 2009
Obama'nın Rusya Ziyareti
Obama'nın Rusya ziyaretini, uluslararası ilişkilerde yeni bir eksen kayması olarak değerlendirenler olsa da, bana göre stratejik bir Rus-Amerikan ittifakının önünde iki büyük engel bulunmaktadır. Bunlardan ilki Rus yönetim sisteminin kendine özgü niteliğidir. Gerektiğinde anti-demokratik hatta despotik bir rejime dönüşebilen ancak herşeye rağmen halkın %90'ını sürekli memnun etmeyi başarabilen bir sistem. Şüphesiz bunda Rus tarihinin, kültürünün ve sosyolojik yapının da büyük payı vardır. Fakat belirtilen unsurlar Amerikalılara oldukça yabancı gelmektedir. İran-Çin stratejik ortaklığına karşı oluşacağı söylenen Rus-Amerikan ittifakının önündeki ikinci büyük engel ise, Ruslardaki tarihi şüphecilik olgusudur. Zira Rusya, sürekli olarak Batı'dan kendisine yönelik bir tehdit algılamakta, NATO ve AB genişlemelerini kendisine karşı yapılan hareketler olarak görmektedir. Bu durum yalnızca Rusya'nın da NATO'ya dahil olmasıyla önlenebilir ki bu önermenin gerçekleşmesi neredeyse imkansızdır. Rusya'nın Batı'dan algıladığı tehdidin hiçbir şey ile kıyaslanamayacak olması, statükonun uzunca bir süre daha bugünkü haliyle devam edeceğinin göstergesidir.
Tüm bunların dışında Obama'nın Rusya ziyareti bir takım yeni gelişmelere gebe olabilir. Örneğin Rusya, Ukrayna ve Gürcistan'ı da kapsayan NATO genişlemesinin durdurulması karşılığında, İran'ın nükleer programı konusunda, BM Genel Kurulu'nda ABD'ye destek vermeyi kabul etmiş olabilir. Bir diğer yeni gelişme de, ABD askerleri ve askeri teçhizatının Rusya üzerinden Afganistan'a girmesi hususunda yapılan anlaşmadır. Rusya'nın, hava sahasını durup dururken ABD'ye açması beklenemez. 1962'de yaşanan Küba Krizi'nin sonuçlarından aldığımız bir ders varsa o da Rusya-ABD ikili ilişkilerinde mütekabiliyet ilkesinin mutlak suretle geçerli olduğudur. Rusya ile ilişkileri yeniden başlatmayı temel hedef seçmiş olan Obama'dan, görev süresi boyunca benzer hamleler beklemek mümkündür.
NOT: Resim 4 Temmuz tarihli The Economist'in kapağından alınmıştır.
24 Haziran 2009
Rusya'nın Afrika Açılımı
Medvedev'in ziyaret edeceği ülkeler arasında bulunan Nijerya, zengin petrol kaynakları sayesinde süper güçlerin dikkatini uzun zamandır üzerinde taşımakta. Özellikle Chevron ve Exxon Mobile'in bölgedeki yatırımları bilinmektedir. Dünyanın en hızlı gelişen ekonomilerinden biri olan Angola ise petrol, doğalgaz ve elmas rezervlerinin yanı sıra önemli oranda hidroelektrik potansiyeline sahip bir ülke. Aralarında Chevron, British Petroleum, Petrobras gibi enerji devlerinin bulunduğu bir dizi şirketin Angola'da yatırımları bulunmaktadır. Namibya'nın da önemli elmas, altın, gümüş ve bilumum metal madenleri ile zengin uranyum kaynakları mevcuttur. Rusya'nın Afrika'daki varlığı son yıllarda değerli metaller ve altın, elmas gibi emtialar üzerinde şekillendiğinden ve enerji pastasındaki büyük paylar Amerika, Çin, İngiltere, Fransa, Brezilya gibi küresel rakiplere düştüğünden RF, pastanın yeniden paylaşılması taraftarıdır. Bu çerçevede Rusya, Afrika'daki enerji savaşlarına bir şekilde dahil olmayı planlamaktadır. Medvedev'in ziyaretlerinin Mısır ayağı da buna kanıt olarak gösterilebilir. Zira Rusya, Mısır'dan ve Nijerya'dan Avrupa'ya yapılması planlanan petrol ve doğalgaz boru hatlarını, devlet kontrolündeki enerji şirketi Gazprom vasıtasıyla yapmayı düşünmektedir. Petrol arama, çıkarma, ulaştırma vs gibi faaliyetlerinin yanı sıra, gelişmiş teknolojisi sayesinde Gazprom, boru hattı inşasında dünyanın en önde gelen kuruluşlarından biri olarak nitelenmektedir.
Sonuç olarak Medvedev'in Afrika ziyaretlerini Rusya'nın gerçekleştirdiği bir dış politika hamlesi olarak görmektense; Rusya'yı, küresel enerji savaşının Afrika cephesine katılan yeni bir aktör olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.
19 Haziran 2009
Bazıları "Sert" Sever
Dünya gündeminin Obama ile yatıp Obama ile kalktığı şu günlerde, Vladimir Putin, böylece dünyanın en kayda değer liderlerinden biri olduğunu tekrar kanıtlayarak gündeme oturmayı başardı ve krizi bahane edip yatırımları askıya alması muhtemel diğer oligarklara da gözdağı vermiş oldu. Krizin etkileri tamamen yok olmadıkça Putin'den benzer hamleler beklemek ise Rusların tek ümidi...
Putin'in Oligarkları Hizaya Çekişi (NTV)
27 Mayıs 2009
Kilit Ülke : Bulgaristan
Rusya'yı "by-pass" etmek suretiyle enerjinin Doğu'dan Batı'ya taşınması, şüphesiz Ruslara hamle yapma şansı tanımaktadır. Rusya Federasyonu (RF), öncelikle devlet kontrolündeki enerji şirketi Gazprom ve alt kuruluşları vasıtasıyla Nabucco Projesi'nde hisse sahibi olan şirketlerin bir kısım hisselerini satın almaya çalışmıştır. Bunda kısmen başarılı olsa da, Azerbaycan ve İran'ı tüm çabalarına rağmen ikna edememiştir. Bu silahı geri tepen RF, daha sonra Nabucco'ya alternatif başka yollar ve boru hattı projeleri üretmiştir. Bunlardan en önemlisi olan Güney Akım, Karadeniz'in altına döşenmesi planlanan boruları Bulgaristan'ın Varna kentinden karaya çıkarmayı amaçlamaktadır. 2008 yılında anlaşmaları yapılan Güney Akım'ın, Bulgaristan'dan sonra Yunanistan, İtalya ve Avusturya'ya ulaşması planlanmıştır.
Nabucco ve Güney Akım Projeleri'nin ikisinde birden yer alan kilit ülke Bulgaristan'ın yakın gelecekte bir seçim yapmak zorunda kalması muhtemeldir. Zira ucuz ve güvenilir enerjiye hasret kalan Avrupa'nın, Rus tehdidini görmezden gelmesi imkansızdır. Bu durumda AB üyesi Bulgaristan'ın, Avrupa'dan ve Rusya'dan gelecek baskılar yüzünden kendi başına karar alması zorlaşacak, daha fazla baskı ve yaptırım uygulayan tarafın dediği olacaktır. Son olarak, "Enerji Savaşları"nın hiçbir zaman gerçek savaşa dönüşme ihtimali bulunmadığını, bunun ekonomik ve dış politik bir silah olduğunu belirtip, devletlerin dış politikada karar alma süreçlerini etkileyen "Enerji" unsurunun, 21. yüzyılın ortalarına dek gündemi oluşturacağı öngörüsünde bulunabiliriz.
22 Mayıs 2009
Uzun Menzilli Füze Denemeleri

Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir olay haline gelen "Uzun Menzilli Füze Denemeleri", Dünya Gündemi'nde önemli yankılar yaratmaktadır. Alışıldığı üzere bu tür deneyleri genellikle Rusya Federasyonu, uçsuz bucaksız steplerde yapmakta, bazen de nükleer başlık kullanarak nüfus yoğunluğu sıfıra yakın olan topraklarına kırmızı, yeşil, turuncu gibi çeşitli renklerde kar yağdırmaktadır. Rus basınında her yıl en az bir kez yer alan bu tür haberler, yabancı basınlar tarafından da ilgiyle takip edilir olmuştur. Ancak son günlerde daha ilginç bir takım füze denemeleri gündemde kendine yer bulmakta. Örneğin Kuzey Kore'nin fırlattığı ve parçalarının başarılı bir şekilde Japon Denizi'ne döküldüğünü açıkladığı uzun menzilli füzesi, yabancı basında (özellikle ABD) fırlatılanın füze değil, uydu olduğu şeklinde yer almıştır. Buna rağmen ABD, Güney Kore, Japonya ve Çin teyakkuza geçmiş, denemenin ayrıntılarını öğrenmeye çalışmıştır.
Benzer denemelerin bir yenisi geçen hafta Hindistan tarafından gerçekleştirildi. Pakistan ile arasındaki Keşmir Sorunu yüzünden "uluslararası arenadaki en gergin yay" olarak nitelenen Hindistan'ın bu denemesi de tıpkı Kuzey Kore'ninki gibi, uluslararası camia tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Rusya, Hindistan ve Kuzey Kore'den sonra İran da adı geçen devletlerden geri kalır bir yanı olmadığını haykırırcasına uzun menzilli balistik füze denemesinde bulundu. ABD Savunma Bakanı Robert Gates, denemenin başarılı olduğunu açıklarken, ABD'nin bu tür deneyleri çok yakından takip ettiğini de kanıtlamış oldu.
Kısa, orta ve uzun menzilli balistik füzelerin önemi, bu makinelere monte edilen nükleer başlıklardan kaynaklanmaktadır. Karadan karaya, karadan havaya vs gibi çeşitleri bulunan füzelerin, nükleer aparatları ile birlikte yaratacağı hasarın boyutları korkunç olacaktır. Dünya kamuoyunu, Soğuk Savaş'tan bu yana en çok korkutan olgu olan nükleer savaş, belki de hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir. Ancak bu denemelerin, çatışmaların muhatabı olan, kötü üne sahip ülkeler tarafından şov amaçlı da olsa yapılmaları bile tedirginlik yaratmaktadır. Kuzey Kore-Güney Kore, Pakistan-Hindistan, İran-İsrail, Rusya-NATO gibi en ufak bir kıvılcımda patlamaya hazır bombaların üstünde oturan dünya için bu deneyler, büyük önem taşımaktadır. Bir gün İran'ın deney amaçlı fırlattığı (muhtemelen birden çok nükleer başlık taşıyan) Şahap-3 füzelerinden birinin İsrail'i yanlışlıkla vurması, Orta Doğu ve dünya açısından çok vahim sonuçlar doğurabilir. Bu yüzdendir ki, uranyum zenginleştirmek suretiyle nükleer güce erişen devletlerin, silahları sınırlandırılamasa da, deneylere yönelik bir takım tedbirler alınmalı, uzun menzilli füze denemeleri bazı koşullara bağlanmalı ve uymayanlara karşı da caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır. Daha doğrusu varolan kuralların hayata geçirilmesi için önemli adımlar atılmalıdır.
-----------------------------------------------------------------------------------------
SRBM : Short-range Ballistic Missile (Kısa Menzilli Balistik Füze) -- 1000 km'den az-- Agni I/Hindistan, Jericho I/İsrail, Yıldırım I-II/Türkiye, İskender/Rusya, Şahab2/İran, Pakistan, ABD, Güney Kore
MRBM : Medium-range Ballistic Missile (Orta Menzilli Balistik Füze) -- 1000-3000 km --Agni II/Hindistan, Jericho II/İsrail, Şahab 3/İran, Şahin I/Pakistan, Çin, Kuzey Kore
IRBM : Intermediate-range Ballistic Missile (Uzun Menzilli Balistik Füze) -- 3000-5000 km -- Agni III/Hindistan, Dong-Feng IV/Çin, Pakistan, Kuzey Kore, ABD, Fransa
SLBM : Submarine-launched Ballistic Missile (Denizaltıdan atılan Balistik Füze) -- menzili çeşitlilik arzeder -- Fransa, Çin, Rusya, İngiltere, Hindistan, ABD
ICBM : Intercontinental Ballistic Missile (Kıtalararası Balistik Füze) -- > 5.500 km -- Rusya, ABD, İsrail, Hindistan, Kuzey Kore, İran, Fransa, İngiltere ve Çin tarafından geliştirilen onlarca türü bulunmaktadır
9 Mart 2009
Yeniden Başlasın (!)
NATO-Rusya ilişkilerinin normalleştirilmesi çağrısı aslında iki taraf için de faydacı bir yaklaşımın sonucudur. Bundan üç ay öncesine kadar iki taraf da birbirlerini çeşitli nedenlerle suçlamaktayken, bugün bu ortaklığın pekiştirildiğini görmek reel uluslararası politika açısından şaşırtıcı olmasa da ilişkileri salt yaşananlara göre değerlendirenlerin şaşırdıkları bir gerçektir. ABD'nin Gürcistan, Ukrayna ve Baltık ülkeleri üzerindeki nüfuzunu ve Doğu Avrupa'da kurmak istediği füze kalkanı projesini şiddetle eleştiren Rusya, küresel ekonomik krizi atlatmada ve Rusya Federasyonu'nun kaybolmakta olan imajını tazelemede Amerika'ya ihtiyaç duymaktadır. Buna karşılık ABD; antidemokratik uygulamaları ve Gürcistan'ı işgali nedeniyle ilişkileri soğuttuğu Rusya'ya, İran'ın nükleer programı ve Amerikan askerlerinin güvenli bir yoldan Afganistan'a ulaşımı gibi hususlarda ihtiyaç duymaktadır. İki tarafın da pragmatist bir felsefeyle yaklaştığı ilişkiler, NATO Dışişleri Bakanları toplantısında ortaya konmuştur. Öyle ki, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, ertesi gün Sergey Lavrov ile yapacağı görüşmeden önce Brüksel'de yaptığı konuşmada, Gürcistan savaşı ve enerji sorunları yüzünden Rusya'yı kınamasına rağmen, NATO genişlemesinin halledilebileceği yönünde mesajlar vermiştir.
ABD ve Rusya'nın ilerleyen yıllarda daha yakın işbirliğine girmeleri olasıdır. İki ülke liderlerinin ılımlı politikaları, ortak sorunlar, ortak düşmanlar gibi unsurlar bu işbirliğini olası kılan faktörlerdir. İki ülkenin işbirliği ile çözülmesi muhtemel konular arasında; İran ve Kuzey Kore'nin nükleer çalışmaları, süresi sona ermekte olan START (Stratejik Silahların Sınırlandırılması Antlaşması), Afganistan ve Irak Sorunları ile Doğu Avrupa'da füze savunma ve saldırı sistemleri üzerinden hakimiyet kurma mücadelesi, yer almaktadır. Bunların yanı sıra, ekonomik sorunlarla boğuşmakta olan iki ülkenin birbirleriyle de uğraşmaları her ikisine de yarar sağlamayacaktır. Rusya ve ABD, amiyane tabirle, köprüyü geçene kadar birbirlerine "dayı" demek zorunda olduklarını idrak etmişlerdir.
Cenevre'deki toplantıda, Hillary Clinton'ın Sergey Lavrov'a hediye ettiği düğmede İngilizce "Reset" (yeniden başlatma) ve Rusça "Peregruzka" ( aşırı yüklenme) yazmaktaydı. İki bakan arasında gülüşmelere neden olan bu yazım yanlışı (doğrusu : Perezagruzka) NATO-Rusya arasında esen soğuk rüzgarları dağıtmaya yeter mi bilinmez. Ancak bilinen bir şey var ki o da, soğuk savaş, soğuk barış, soğuk rüzgar gibi kavramların, günümüzde eskisi kadar prim yapmadığıdır.
6 Mart 2009
Ukrayna'da Neler Oluyor?
Rus kaynaklı bir takım haber sitelerinde, Ukrayna'nın ilerleyen yıllarda Kırım üzerinden bir savaşla karşılaşacağı haberleri yayılmaktadır. Psikolojik harekat unsuru olarak değerlendirilmesi muhtemel bu tarz yorumlar, Ukrayna'yı yönetenleri telaş veya paniğe sevk ediyor mu bilinmez. Ancak demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi söylemlerle başa gelenler, bu günlerde despotik yönetim anlayışları sergilemek suretiyle politikalarında 180 derecelik dönüşümler geçirdiklerini ispatlamaktadır.
Her şeye rağmen, bir belgeye el koymak amacıyla, devletin en büyük enerji şirketinin (Naftogaz) ofisine gizli servis (SBU) elemanlarını göndermekten imtina etmeyen bir devlet başkanı ve böyle bir eylemin doğrudan muhatabı olan bir başbakan ile Ukrayna'nın ekonomik krize ne kadar daha dayanabileceği tartışma konusudur.
27 Şubat 2009
Kosova
Ülkedeki bu genel hava başbakan Haşim Taçi'nin yaptığı bir demece de yansıdı. Taçi: "Rusya Kosova'nın bağımsızlığını tanıyacak" sözüyle ne demek istedi bunu bilmiyoruz. Fakat kesin olan bir şey var ki o da bunun gerçekleşme olasılığının %1'i bile bulmadığıdır. Zira Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, açıklama ajanslara düşer düşmez cevap verdi: "RF, Sırbistan'ın toprak bütünlüğüne değer vermektedir, Kosova'nın bağımsızlığını tanımak gibi bir düşüncemiz yoktur, olamaz! Üstelik Rusya'nın dış politika hamleleriyle ilgili söz sahibi olan en son kişi de sayın başbakan Haşim Taçi'dir." Rusya kısaca "Biz Batı değiliz, Doğu da... Biz Rusya'yız" diyerek Taçi'yi yanıtlamış, yalanlamıştır.
Rusya'nın, Sırbistan'ın toprak bütünlüğünü desteklerken Gürcistan'ınkini desteklememesi pek çok kişiye yanlış gelebilir. Bu politikanın bilinen argümanlarını sıralamakla vakit harcamadan, Kosova'nın, Rusya'nın gözünde; bağımsızlık mücadelesi veren bir ülke değil, ABD liderliğindeki Batı'nın, Orta Avrupa-Doğu Avrupa-Balkanlar arasında inşa etmeye çalıştığı bir kale olduğu gerçeğini belirtmeliyiz. İşte bu yüzden Rusya Federasyonu Kosova'nın bağımsızlığını tanımayacaktır, en azından 12 yıl daha... (4 yıl Medvedev'in, sonraki 8 yıl yeniden V.V.Putin'in başkanlık dönemi olacağından)
İşte tam da bu noktada ilginç bir gelişme daha yaşandı ve Kosova konusuna başka bir boyut kattı. Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi, 1999 yılında Kosova'da yaşayan Arnavutlara soykırım yapmak suretiyle savaş suçu işlediği öne sürülen 5 kişiyi çeşitli cezalara çarptırmasına rağmen eski Sırbistan Devlet Başkanı Milan Milutinoviç'i serbest bıraktı. İlk aklıma gelen gerçek suçlunun (Slobodan Miloseviç) hayatta olmadığı için yargılamadan kurtulduğu ve Milutinoviç'in tahliyesinin doğru olduğuydu. Ancak yapbozun parçalarını birleştirince ortaya çıkan tablo farklı. Zira Gazze saldırılarından sonra İsrail'e artan kin ve nefret, II. Dünya Savaşı sırasında yaşanan Yahudi Soykırımı'nın unutulmakta olduğuna bir işaretti ve dünyanın en etkili lobisi (Yahudi Lobisi) dünyada başka hiçbir millete soykırım yapılmadığı, bu olayın tek ve en büyük mağdurunun Yahudiler olduğu argümanını daha fazla savunamayabilirdi. Bu nedenle herhangi bir yerde alınması muhtemel böyle bir karar bu mağdur ve mağrur toplumun popülaritesini iyiden iyiye düşürecekti.
Göreve gelmeden önce sözde Ermeni Soykırımı'nı kabul edeceği söylenen ABD Başkanı Barrack Obama'nın ofisinden yapılan açıklamada, bu yıl nisan ayında "soykırım" sözcüğünün kullanılmayacağı belirtiliyordu. Yoksa babası "Irgun" üyesi olan, Beyaz Saray'ın yeni "Chief of Staff" ı Rahm Emmanuel'in konu hakkındaki düşünceleri bu açıklama üzerinde etkili mi oldu?
Meseleyi fazla dağıtmadan yeniden Kosova'ya dönecek olursak, Milan Milutinoviç'in serbest bırakılması belki 2-3 yıl önce "Kosovalılar" için bir anlam ifade edebilirdi. Ancak şu an itibariyle Kosova, sırtını Batı'ya yaslamış olmanın rahatlığıyla hareket etmekte ve işler şimdilik iyi gidiyor görünmektedir. Kosova'nın bağımsızlığı, ilerleyen yıllarda ülkeye huzur, barış, istikrar ve refah getirecekse..nice yıllara...
Dünya Gündemi Analizleri Hakkında
Güncellemeler belli bir programa göre yapılmamaktadır. Bunun yanı sıra her sabah çeşitli şekillerde güncellenmektedir. Yazılar hazırlanırken; ntvmsnbc, bbc türkçe, reuters, guardian, washington post, der spiegel, kommersant vs gibi kaynaklardan yararlanılmaktadır. Haber içerikleri bu kaynaklardan sağlanmakla birlikte, yorumlar ve analizlerin tümü blog yazarına aittir.
Blog içeriğinin, yazardan izin alınmaksızın kullanılması kanunen yasaktır. Kaynak göstererek veya yazarla irtibat kurularak yapılan alıntılara izin verilecektir.










.jpg)