terörizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
terörizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2010

Yemen'de Terör


Arap Yarımadası’ndaki en fakir ülke olarak gösterilen Yemen, son yıllarda yaşadığı ayrılıkçı hareketler ve iç çatışmalar ile gündeme gelmektedir. Yemen, ülkenin kuzeyindeki Şii ayaklanmalarının ardından şimdi de El-Kaide tehdidiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Başkent San’a, artan terörizm tehlikesinden en çok etkilenen bölgelerin başında gelmektedir. El-Kaide faaliyetlerinin karargâhına dönüşen Yemen, Afganistan ve Irak’tan sonra uluslararası terörizme karşı mücadelede önem kazanmaya başlamıştır. Bu önem, Yemen ile ilgili batı basınındaki yorumlara baktığımızda da karşımıza çıkmakta, özellikle ABD’nin Yemen’deki duruma müdahil olacağı söylentileri etrafta dolaşmaktadır.

Bölge, aynı zamanda stratejik öneme haiz bir coğrafyada, Kızıldeniz’i Aden Körfezi vasıtasıyla Hint Okyanusu’na bağlayan ve Bab-El Mandab olarak da adlandırılan geçiş üzerinde bulunmaktadır. Afrika Boynuzu’nda yer alan Sudan, Etiyopya ve Somali’deki karışıklıklar ve iç çatışmaların ardından Yemen’de de benzer olayların görülmesi aslında şaşırtıcı değildir. Zira günümüz konjonktüründe, bölgenin istikrara kavuşmamasından fayda sağlayabilecek, çözümsüzlüğü kendi çıkarına kullanabilecek birçok bölgesel ve küresel güç bulunmaktadır.

Şüphesiz Yemen’deki bu duruma sebep olan faktörler arasında ülkedeki siyasi otoritenin bir hayli zayıf olması ve Yemen ekonomisinin temel taşı olarak görülen petrol kuyularının birer birer kuruması da sayılabilir. Ancak yer aldığı coğrafyanın azizliğine uğrayan Yemen’in, büyük güçlerin terörizm üzerinden mücadelesine sahne olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır.

Leia Mais…

17 Temmuz 2009

Uçak ve Helikopter Kazaları


2009 yılının ilk 6 ayı içinde yaşanan ve ölümle sonuçlanan uçak-helikopter kazalarında, önceki yılların aynı dönemlerine göre büyük bir artış yaşandı. Dünya Gündemi'nde de sıkça yer alan bu kazalar, her seferinde akıllara terörist saldırı olasılığını getiriyor olsa da şimdiye dek yaşananlarda herhangi bir terör bağlantısına rastlanmadı. En önemlilerine kısaca göz atacak olursak, 1 Haziran'da Rio de Janeiro'dan Paris'e giden Air France uçağının okyanusa çakılması ile başlayabiliriz. Ölen yolculardan birçoğunun cesedine dahi ulaşılamayan kazayı herhangi bir terör örgütü üstlenmedi. Bilindiği üzere global ölçekte faaliyet gösteren terör örgütlerinin önemli özelliklerinden biri, kendisi yapmış olmasa da, dünya çapında ses getiren ve ölümle sonuçlanan olayları üstlenerek reklam yapmaktır. Ancak bu durum son dönemlerde karşımıza çıkmamaktadır. San'a'dan kalkan bir Yemenia uçağının Comorros'a giderken düşmesi de yine akıllara benzer şüpheleri getirdi fakat bu kazanın altından da bir terör örgütü çıkmadı. 25 Şubat'ta Hollanda'da düşen Türk Hava Yolları uçağı ve kazanın muhtemel sebepleri de yine uzun süre gündemde yer aldı. Peşaver'e gitmek üzere kalkan askeri bir helikopterin 3 Temmuz'da Pakistan'da düşmesi ile ölen 26 kişi de Taliban tarafından gerçekleştirildiği düşünülen bir saldırı sonucu değil teknik bir arıza nedeniyle hayatlarını kaybetti. Son olarak Tahran-Erivan seferini yapan, Hazar Havayolları'na ait bir uçağın düşmesi sonucu 168 kişi hayatını kaybetti. Bütün bu havacılık kazaları, her seferinde yeni bir 9/11 ile karşı karşıya olup olmadığımız sorusunu akıllara getiriyor. İşte global terörizmin ulaştığı en büyük başarı da buradadır. Zira terörün asıl amacı en küçük olayda bile insanlara korku salmak, insanları sürekli tetikte bekletmek suretiyle hayatlarının her an son bulabileceği korkusuyla yüzleştirmektir. Vurgulamak istediğim; uçak kazalarında yaşanan kayıpların terörist saldırılarda yaşananlardan değersiz olduğu değil, tam aksine, günlük hayatta ne zaman yaşanacağını bilmediğimiz olayları terörist saldırı olarak değerlendirdiğimizde terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürdüğümüzdür.

Leia Mais…

29 Mayıs 2009

Terörizm Ne Zaman Bitecek? (5) (Taliban)


Serinin beşinci yazısında, AfPak'ın (Afganistan ve Pakistan) yaşadığı tüm sorunların kaynağı olan ve Svat Vadisi başta olmak üzere Pakistan'ın birçok bölgesi ile Afganistan'ın tamamında faaliyet gösteren Taliban'ı ele alacağız. SSCB'nin Afganistan'ı işgalinden sonra ortaya çıkan, çoğunluğunu Peştunların oluşturduğu, 2001 yılına kadar Afganistan'ın kontrolünü elinde bulunduran ancak bu tarihten sonra etkinliği azalan Taliban, son dönemlerde özellikle bir dönem kendisini alenen destekleyen Pakistan'da faaliyetlerini sürdürmektedir. Taliban, Afganistan'daki NATO barış güçlerine (ISAF), ABD ve müttefiklerinin karargahlarına yaptığı saldırıların yanı sıra, Pakistan Devlet Başkanı Ali Asıf Zerdari ile yaptığı anlaşma sonucunda Pakistan'ın Svat Vadisi'ni şeriat düzeniyle yönetmeye başlamıştır. Daha önce Dünya Gündemi Analizleri'nde Taliban ve Svat Vadisi ile ilgili yaptığımız değerlendirmelerde de belirttiğimiz üzere, günümüzde terörizm dendiğinde akla gelen ilk örgüt El-Kaide ise ikincisi de Taliban'dır. Bu iki örgüt, birbirleriyle bağlantılı olarak hareket etmekte, aynı radikal islamik retoriği paylaştıklarından her alanda yardımlaşmaktadırlar. Hatta, El-Kaide lideri Usame Bin Ladin'in, Pakistan'ın Afgan sınırına 2 saatlik mesafede bulunan Taliban kontrolündeki Quetta (Kuveyta) bölgesinde diğer örgüt lideriyle birlikte saklandığı söylenmektedir.

ABD ve terörizme karşı oluşturulan koalisyonun Türkiye dahil diğer tüm üyeleri, Afganistan ve Pakistan'ın biran evvel istikrara kavuşmasını beklemekteyken, Pakistan İstihbarat Servisi'nin (ISI) Taliban'a halen destek verdiği de konuşulanlar arasındadır. Terörizmi destekleyerek, arka çıkarak, anlaşmalar yaparak bir yere varmanın mümkün olmadığını, bunu yapmakla işlerin daha kötüye gitmesine yol açılacağını da yine önceki yazılarımızda belirtmiştik. Nitekim geçtiğimiz günlerde Pakistan askeri güçlerinin, Svat Vadisi'ne yaptığı operasyonda 700 Taliban militanının öldürüldüğü açıklandı. Pakistan İçişleri Bakanı, "operasyonların tek bir terörist kalmayıncaya kadar devam edeceğini" açıkladığında, Svat Vadisi'nin Taliban kontrolüne verilmesi, ilk bakışta Pakistan tarafından Taliban'a kurulan bir tuzak olarak görülebilirdi. Ancak durum sanıldığı gibi değil. Zira böyle bir anlaşmayı yaparak başta ABD olmak üzere birçok devletin tepkisini çeken Pakistan, bana göre, hatasının ilerde ülkeyi daha da büyük bir kaosa sürükleyebileceğini görmüş ve bu yanlışından dönmeye karar vermiştir. En azından, Zerdari'nin ve diğer üst düzey yetkililerin açıklamaları bu yöndedir.

Bölgeden kaçarak mülteci olan sivillerin sayısının 300.000-400.000, terörist sayısının 8000-12000'i bulduğu bir ortamda, Pakistan hükümetinin çalışmalarına hız kazandırması ve tüm dünyayı tehdit eden terör örgütlerini ülkesinde barındırmaktan vazgeçmesi gerekmektedir. Bu bölgede terörizm, kararlı ve kesin adımlar atılmadıkça bitirilemeyecektir.

Leia Mais…

25 Mayıs 2009

Terörizm Ne Zaman Bitecek? (4) (Çad)


İlgi gören serimizin dördüncü halkasına, Afrika jeopolitiğinde önemli bir yere sahip olan Çad Cumhuriyeti ve Çad hükümetine karşı mücadele eden isyancı Direniş Güçleri Birliği'ni ele alarak devam ediyoruz. Çad, coğrafi konum itibariyle Afrika'nın kilit bir bölgesinde yer almaktadır. Her yıl bir veya birkaç köşesinde darbeler yapılan, silah sesi hiç dinmeyen kara kıtada, Soğuk Savaş'ın bitimiyle birlikte büyük güçler arasında oluşmaya başlayan güç mücadelesi ve rekabet, 1990'ların başında ülkede petrol bulunması ile yeni bir boyuta taşınmıştır. 20. yüzyıl boyunca Fransız boyunduruğu altında kalan birçok Afrika ülkesi gibi Çad'da da demokrasinin bırakın olgunlaşmayı, yeşermeyi bile başaramadığı göze çarpmaktadır. Sorunlu bölgelerin tam ortasında yer alması da Çad'ı istikrarsız hale getiren bir diğer etkendir. Nitekim 2008 yılında Sudan'ın Darfur bölgesinden 280 bin ve Orta Afrika Cumhuriyeti'nden 55 bin müteci Çad'a göçmüştür. Bunun yanı sıra ülkede devlet başkanı İdris Debi'yi ve hükümeti devirmeye çalışan gerillalar, 17o binden fazla Çad'lının ülke içinde başka yerlere göç etmesine sebep olmuştur.

1990 yılında Fransa, Libya ve Sudan tarafından desteklenen bir darbe ile iktidara gelen Debi, görevde kaldığı süre boyunca Çad'a barış ve huzur getirmeyi başaramadığı gibi, Sudan'daki sorunları ve bilhassa 2003 yılında başlayan Darfur olaylarını kışkırtmak suretiyle fırsattan istifade etmeye çalıştı. Bu tarz durumlarla ilk defa karşılaşmayan diğer komşu ülkeler de Çad içerisindeki isyancı güçlere askeri teçhizat ve para yardımında bulunmaya başladı. Sonuç olarak hükümet güçlerine karşı savaşan onlarca gerilla grubu ortaya çıktı ve bu gruplar kanlı saldırılarla meşruiyet kazanmaya çalıştı.

2009'a gelindiğinde ise çatışmaların hız kesmesini bekleyenler bir kez daha yanıldılar. Zira çevre ülkelerdeki sorunlara el atan Çad'ın, kendi iç sorunlarına el atan birilerinin çıkması da gayet doğaldı... Bu bilgiler ışığında yapabileceğimiz öngörü ise; Çad'daki bu şartların, Afrika'nın tamamı açlık, sefalet, savaş ve kuraklıktan kurtarılıncaya kadar devam edeceğidir. Darfur'daki durum kötüleşirken Çad'ın, Nijer'in veya Orta Afrika Cumhuriyeti'nin sorunlarının hallolmasına imkan yoktur. Hatta suçlamalar ve kışkırtmalar devam ettiği takdirde, yakın bir gelecekte yaşanması muhtemel Çad-Sudan çatışmasının önüne geçmek için, süper güçlere Afrika'da yeniden ihtiyaç olabilir.

Leia Mais…

18 Mayıs 2009

Terörizm Ne Zaman Bitecek? (3) (ETA)


Yazı dizisinin FARC-ELN ve LTTE'yi konu alan ilk iki değerlendirmesinden sonra bugün de İspanya ve ETA örneğini ele alacağız. İspanya'nın Bask Bölgesi'nde ayrılıkçı mücadelesini uzun yıllardır sürdüren ETA (Euzkadi Ta Askatasuna) son dönemlerde eski gücünü yitirmiş durumdadır. İspanya'nın Avrupa Birliği'ne üye olmasıyla birlikte terör örgütüne üstü kapalı desteğini kesmek zoruda kalan Fransa, şimdilerde İspanyol Hükümeti ile birlikte örgütün üst düzey yetkililerine karşı operasyonlar düzenlemektedir. ETA'nın siyasi ve askeri kadrolarını birer birer yakalayan yetkililer, örgüte darbe üstüne darbe indirmektedir. Öyle ki, operasyonlarda elde edilen başarılardan sonra, son yakalanan ETA sorumlusunun 24 yaşında olduğu da sızan haberler arasındadır. ETA'nın lider kadrolarındaki bu çöküş elbette örgütün eylemlerine son vereceği anlamına gelmez. Ancak epeydir ses getirecek bir faaliyette bulunmamış olmaları terörizmin sonlanabileceğine yönelik önemli bir işarettir.

Fakat madalyonun bir de diğer yüzüne bakmakta yarar var. Zira Bask Bölgesi'nde, 1 Mart 2009 tarihinde gerçekleştirilen seçimlerde, ETA'ya yakın olan partilerin ve milliyetçi kesimin başarısızlığa uğraması ve merkezi hükümete yakın bir iktidarın göreve başlayacak olması örgütün mücadele hırsının ve direncinin artabileceğini akıllara getirmektedir. Siyasi arenada İspanyol hükümetine yakın politikalar izlenmesi, Bask halkının kazanmış olduğu birtakım hakların kaybına yol açacak olursa işte o zaman daha büyük gerginliklerin ve çatışmaların başlayabileceği öngörüsünde bulunabiliriz. Dolayısıyla kısa vadede (2-5 yıl) ETA'nın fiilen de olsa varlığını sürdüreceğini söyleyebiliriz. Sonuçta, "dünya üzerindeki çözülmemiş anlaşmazlıkların ve bu yüzden başvurulan terörizmin en son biteceği yerlerden bir tanesi Bask Bölgesi /İspanya'dır" tabirini kullanmak bu görüşlerimizle örtüşecektir.

Leia Mais…

6 Mayıs 2009

Domuz Gribi : Hastalık mı? Biyolojik Silah mı?


Son günlerde dünya gündeminde kendisine sıklıkla yer bulan bir vaka, Domuz Gribi. Önce Meksika'da görülen ardından Amerika Birleşik Devletleri'ne oradan da Avrupa'ya sıçrayan bu ölümcül hastalık, birkaç yıl önce yine dünya çapında etkili olan Kuş Gribi'ne benzetilmekte. ..
Konu salgın hastalıklar olunca insanoğlu, çok eski zamanlardan bu yana büyük sınavlar vermiştir. Özellikle Orta Çağ'da çok yaygın bir hastalık olan cüzzama yakalanan insanların toplumdan tecrit edilmeleri bu sınavlara verilebilecek bir örnektir. 20. yüzyıla gelindiğinde hastalıkların temel sebepleri olan virüsler; kimyasal, biyolojik ve bakteriyolojik silahlar içerisinde çağın iki büyük savaşında da kullanıldı. Uluslararası savaş hukukunun kesin bir şekilde yasakladığı bu tür silahlara son olarak, Irak'ın devrik lideri Saddam Hüseyin'in Felluce'de kullanmasıyla ve kanıtlanamamış olmasına rağmen İsrail'in Lübnan ve Filistin saldırıları sırasında rastlandı.

Uluslararası politikada sıklıkla dile getirilen "nükleer silahların teröristlerin eline geçmesi olasılığı", nükleer enerjiye sahip devletlerin ve uluslararası örgütlerin aldığı önlemler sayesinde neredeyse imkansız hale gelmiştir. Ancak normalin biraz üzerinde şartlara sahip herhangi bir laboratuvarda, insan ölümlerine sebebiyet verebilecek bir virüsün yaratılması mümkündür. Dolayısıyla tüm dünyanın gözü nükleer silahlara çevrilmişken, teröristlerin farklı bir silah kullanma olasığı kimseye inandırıcı gelmemektedir. Domuz gribi ile ilgili ilk vakanın, uyuşturucu çetelerine (kartel) karşı yürüttüğü başarılı operasyonlarla gündeme gelen Meksika'da görülmüş olması, söz konusu terörist grupların devlete mali yük getirmek ve dikkatleri kendilerinden uzaklaştırmak amacıyla böyle bir uygulamaya başvurmuş olabileceklerini akıllara getirmektedir. ABD Başkanı Barrack Obama'yı biyolojik bir silahla öldürmeyi planladığını açıklayan El-Kaide'nin de unutulmamasu gerekmektedir.

Yazıyı yazdığım sırada Portekiz'de de görülmesi ile birlikte 21 ülkeye ulaşan, insandan insana bulaştığının kanıtlanması ve domuz yetiştiriciliği sektörüne verdiği büyük zarardan ötürü adı H1N1 virüsü olarak değiştirilen Domuz Gribi, neticede salgın ve ölümcül bir hastalıktır. Bilim insanları hastalığın tedavisini bulmaya, devletler vatandaşlarını bilinçlendirmeye, halk ise önlemler alarak korunmaya çalışmaktadır. Ancak bilinen anlamlarını yavaş yavaş yitirmeye başlayan ve kendisine yeni, farklı alanlar yaratan terörizmin (siberterör, petroterör, bakteriyolojik terör) etkisi de göz ardı edilmemelidir.

Leia Mais…

4 Mayıs 2009

Terörizm Ne Zaman Bitecek? (2) (LTTE)


Dizinin ilk yazısında Kolombiya örneğine göz atmıştık. Şimdi Sri Lanka ve Tamil Elam Kurtuluş Kaplanları (LTTE) ile devam ediyoruz.

Sri Lanka'da 25 yıldır faaliyette olan etnik kökenli, ayrılıkçı bir örgüt LTTE. Ancak ülkedeki konumu hiç bu kadar kritik olmamıştı. Zira Sri Lanka'da hükümet, örgütü tamamen bitirmek için çok geniş çaplı operasyonlar yürütmekte. Gerçekten de LTTE, varlığının yakın gelecekte sona ermesi beklenen yegane terör örgütü haline gelmiştir. Bu seriye başlarken ki esas görüşümüz olan, terörizmin sürgit şekle dönüşmesinde insan unsurunun önemi, Sri Lanka ve LTTE örneğinde daha belirgin bir hal almaktadır. Etnik kökenlere sahip olduğundan, devamlılığın ancak Tamilliler desteklerse sağlanabileceği bir gerçektir. Durum böyleyken bölge insanlarına korku salan, sivil ölümlerine sebebiyet veren, kendi etnisitesinden olan insanları canlı kalkan olarak kullanan bir terör örgütüne, halkın destek vermemesi doğal karşılanmalıdır. Tüm bunlar biraraya geldiğinde, uzun yıllardır Sri Lanka'nın kuzeyine ve doğusuna hükmeden LTTE'nin çok küçük bir alana sıkışıp, ısrarla ateşkes talep etmesi de yine insan unsuruyla yakından ilişkilidir. Üye sayısı azalan ve halk desteğinden mahrum kalan LTTE'nin miadının dolduğunu söylemek yanlış olmayacaktır...

Leia Mais…

24 Nisan 2009

Terörizm Ne Zaman Bitecek? (1) (FARC-ELN)


Dünya Gündemi Analizleri'nde, global ölçekteki terör eylemlerini ve genel anlamda terörizmi daha önce birkaç defa ele almıştık. Bu yazı dizisiyle birlikte terörizme daha güncel yaklaşacak, ve gelişmeleri sıcağı sıcağına yorumlayacağız.

Günümüzde insan hayatını tehdit eden unsurlar arasında terörizm, kendisine ilk sıralarda yer bulmaktadır. Bu olgu, çok uzun zaman önce kabullenilmiş olmakla birlikte henüz kesin ve net sonuçlar getirecek çözümlere ulaşılamamıştır. Ancak yine de bu yolda önemli adımlar atılmıştır. Bunlardan birinin ve belki de en önemlisinin insanlardaki terörizm karşıtı bilinç olduğunun altını önceki yazılarımızdan birinde çizmiştik. İnsanların teröre taviz göstermemesi, zihinlerine bu karşıtlığı yerleştirmesi, terör örgütlerinin başlıca kaynağı olan "insan" unsurunu ortadan kaldıracaktır. Benim düşünceme göre, örgütlere katılan veya dolaylı da olsa destekleyen insan sayısı ne kadar azalırsa terörizm o kadar çabuk ortadan kaldırılabilir. Bu yolda atılacak adımlar da böylece önem kazanmaktadır. Geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirilen bazı terör eylemlerine kısa ve genel bir bakışla bu düşünceyi doğrulama imkanına sahibiz:

* Kolombiya'da, ülkenin ve dünyanın en büyük terör örgütlerinden olan FARC ve ELN'nin gerçekleştirdiği saldırılarda Kolombiya güvenlik güçleri ağır kayıplar vermektedir. Kolombiya'nın bir kısmında kontrolü elinde bulunduran bu örgütlerin temel kaynağı uyuşturucudur. Bu tarz örgütler ile silahlı çatışmalara girmek devlet güçlerine de zarar verebilir, vermektedir. Uyuşturucu ticareti sayesinde ayakta kalan bu örgütleri vurabilmek için uyuşturucu kullanımında büyük düşüşler yaşanması, dolayısıyla örgütün ürettiği uyuşturucuyu satacak kimse bulamaması gerekmektedir. Fakat günümüzde yapılan araştırmalarda uyuşturucu kullanma yaşının giderek düştüğü ve kullanan insan sayısının da giderek arttığı ortaya konmuştur. Durum böyleyken, çok büyük silahlı mücadelelere girişmedikçe, bu örgütleri ortadan kaldırmak, kısa vadede mümkün gözükmemektedir. Zira talebin sürekli arttığı bir piyasada oluşacak boşluk büyük kartellerin işine gelmeyecektir...

Leia Mais…

17 Mart 2009

Güneşi Gördüm'ü Okumak


Blogun içeriğinden ve ilkelerinden sapmak manasına gelse de Mahsun Kırmızıgül'ün yeni filmi hakkında birkaç cümle ile bir değerlendirmede bulunmanın doğru olacağını düşündüm. Sinema eleştirmeni değilim ancak izlediğim yüzlerce filmden sonra bir takım şeyler doğal olarak gözüme çarpmakta. Filmde genel olarak bir köy ahalisinin terörle mücadele sırasında ve sonrasında yaşadıkları anlatılıyor. Anlatılırken de Güneydoğu Anadolu bölgesinin kendine özgü durumu vurgulanıyor. Buraya kadar herşey bir sinema eseri için normal. Fakat öyle ince noktalarda öyle ince dokundurmalar yapılıyor ki, insanın aklına ister istemez filmin hangi görüşe hizmet ettiğini düşünmek geliyor. Zira aynı evde yaşayan iki kardeşten birinin Türk askeri, diğerinin terör örgütü militanı olduğu durumlar, yaşanmış hakikatlerdir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde iki kardeşin resimlerinin yanyana duvara asılamayacağını, bunun yalnızca Norveç gibi ülkelerde yapılabileceğini ima eden bir anlayışla, sinemada ilk kez karşılaşmaktayım. İnsanların evlerinde ne yapıp ne yapamayacağına devletin karar vermesi gibi bir durum söz konusu olmadığı gibi, Türkiye'yi, terörizm yüzünden geri kaldığı bilinen bir bölgesi üzerinden Norveç ile kıyaslamak, vatan hainliği ile eşdeğerdir.

Seyircilerin büyük çoğunluğunun film sırasında gözyaşlarını tutamadıkları, filmi inanılmaz beğendikleri, Mahsun Kırmızıgül'ün çok başarılı bir filme imza attığı gibi yorumlar yapılmaktadır. Sinemasever Türk halkının milli hassasiyetlerine dokunan en ufak bir olayda gözlerinin dolduğu bilinen bir gerçektir. Bunun ve buna benzer olayların, "ülke sorunlarının" ve aslında hiç varolmayan ama görmezden gelindiği iddia edilen bazı meselelerin işlendiği bir film Güneşi Gördüm. En azından yönetmeninin ifadelerine dayanarak böyle bir film olduğunu düşünüyorum.

Kısaca toparlayacak olursak Türkiye Cumhuriyeti'nin terörle savaş sırasında verdiği şehitlerin sayısını, ölen terörist sayısına ekleyerek elde edilen rakamlar ve "bu kadar insan ölmüştür" açıklamalarıyla film sona eriyor. 30 yıldır süren bu mücadeleden haberi olmayan veya durumun ciddiyetini kavrayamamış dimağlar tarafından da film beğeniyle karşılanıyor. Herkesin beğeni kriterlerine elbette ki saygımız sonsuz. Ancak kendi belirlediği sorunları, yine kendi belirlediği çözümler ile ortadan kaldıracağını düşünenler için aynı şeyi söylememiz mümkün değil...


Leia Mais…

4 Mart 2009

Sri Lanka'da İç Savaş


Geçtiğimiz günlerde bahsetmiş olduğumuz Sri Lanka'daki durum giderek karmaşık bir hal almakta... Ülkede ordunun ayrılıkçı teröristler karşısında kazanmak üzere olduğu zafer, beklenenin aksine sivil halk tarafından sevinçle karşılanmadı. Sri Lanka'da, ülkeden kaçmaya çalışan binlerce Tamil bulunmaktadır. Savaştan, huzursuzluktan ve gerilimden bıkan insanların daha rahat yaşayabilecekleri bölgelere göç etmeleri gayet doğaldır. Ancak "Yıllardır süren çatışmalar, madem ki böyle sonuçlanacaktı, o halde hayatlarını kaybeden onbinlerce insanın günahı neydi?" sorusu da akıllara gelmektedir. Zira Sri Lanka'daki Tamil nüfusundan yaklaşık 1 milyon kişi, ülkeden göç etmiş, çeşitli yerlere dağılmıştır. Bu da ülkedeki Tamil nüfusunun yarısına tekabül etmektedir. Dünya üzerinde çeşitli bölgelerde yaşayan 3 milyon Tamil olduğu bilinmektedir. Tamillerin, kendi vatanlarında yaşayamayacaklarını bilmelerine rağmen bunca yıldır katlandıkları zorluklar bu yıl itibariyle son bulmuş görünmektedir. Yakın bir gelecekte Sri Lanka'daki nüfusun daha da azalacağı ve ülkenin kuzeyi ile doğusundaki nüfus yoğunluğunda anormal düşüşler yaşanacağı öngörülebilir.

Ancak LTTE (Liberation Tigers of Tamil Eelam) olarak bilinen Tamil Elam Kurtuluş Kaplanları adlı terör örgütü, kolay teslim olacak gibi görünmemektedir. Haziran 2008'den bu yana neredeyse hiç eylem gerçekleştirmeyen örgüt, Şubat 2009'da ölümlü saldırılarla yeniden iç savaşı alevlendirmiştir. Kontrolü altında bulunan bölgelerin birer birer Sri Lanka Ordusu'nun kontrolüne geçmesiyle gücü önemli ölçüde azalan Tamil gerillaları, irtibat içinde olduğu diğer terör örgütleri sayesinde uluslararası arenada kalmaya devam edebilir. LTTE'nin sahip olduğu savaş deneyimi ve ideolojik altyapısı ilerde başka örgüt çatıları altında yeniden kullanılmaya elverişlidir.
Sri Lanka ulusal kriket takımını Pakistan'daki bir turnuvaya taşıyan otobüsün ve Pakistanlı polislerin içinde bulunduğu bir aracın Pakistan'da saldırıya uğraması sonucunda 8 kişinin öldüğü haberi akıllara yine bir terör saldırısını getirmiştir. Saldırıda kullanılan silahlar, eylemin gerçekleştiriliş tarzı ve hedefi saldırganların eğitimli teröristler olduğunun bir kanıtı niteliğindedir. Güvenlik güçleri saldırının El-Kaide, Taliban veya Laşkar-i Tayyiba tarafından gerçekleştirildiği üzerinde durmaktayken, bunun LTTE bağlantılı olabileceği göz ardı edilmemelidir. Zira gücünü kaybeden LTTE'nin bundan böyle yeraltına çekilme, az ama etkili saldırılar yapma politikası benimseyebileceği unutulmamalıdır. Kaldı ki bahsi geçen terörist grupların Tamil Kaplanları ile ilişkide olduğu bilinen bir gerçektir. Durum böyleyken saldırıdan yalnızca Pakistan'ı veya buradaki terörist grupları suçlamak suça iştirak edenleri aklamak olacaktır. Ayrıca bugün itibariyle Pakistan, bir terör eylemi gerçekleştirilmeye en müsait ülkelerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Tüm bunlar stratejik önemi nedeniyle Hindistan'ın veya Çin'in dikkatini cezbedene kadar Sri Lanka için yaşanmakta olan veya yaşanması muhtemel senaryolardır. Asya-Pasifik ve Güney Asya açısından Sri Lanka'nın önemi gün geçtikçe artmaktadır. Politik dengelerinin kaymakta olduğu şu günlerde, uluslararası sonuçlar doğurabilecek en ufak bir sorun bile tüm dünya açısından kayda değerdir.

Leia Mais…

2 Mart 2009

Bask Seçimleri


1 Mart Pazar günü yapılan Bask bölgesel seçimleri İspanya ve Bask Ülkesi tarihinde ilklere sahne oldu. İspanya'daki 17 yarı-otonom bölgeden biri olan Bask bölgesinin, 28 yıllık tarihinde gerçekleştirdiği 9. parlamento seçimlerinde, geçerli oyların %38.56'sını alan, iktidardaki Bask Milliyetçi Partisi (EAJ-PNV) sandıktan birinci parti olarak çıktı. Ancak bu oran, 75 sandalyeli parlamentoda tek başına iktidar olabilmek için gereken 38'e değil 30 sandalyeye tekabül etmekte... 28 yıldır miliyetçi koalisyonların iktidarda olduğu Bask bölgesinde bu sonuç, iktidarın bu yıl el değiştireceğinin bir göstergesi sayılmaktadır. Zira diğer milliyetçi partiler Aralar (4), Eusko Alkartasuna (EA)(2) ve Ezker Batua (EBB)(1) toplamda ancak 37'ye ulaşabilmektedir. EAJ-PNV'nin koalisyon kuramayacağı için bu görevin, Bask Ülkesi Sosyalist Partisi'ne verilmesi beklenmektedir. İspanyol Sosyalist Partisi'nin Bask kolu olan PSE, 1991 yılında başka bir sol parti olan Euskal Ezkerra ile ittifak kurduğundan bu yana PSE-EE olarak bilinmektedir. 2005 yılında yapılan parlamento seçimlerinde 18 sandalye kazanan PSE-EE bu seçimde 24'e ulaşmıştır. Ülke çapındaki bir diğer parti olan ve Galiçya'da (İspanya'daki başka bir yarı-otonom bölge) tek başına iktidarı kazanan Halk Partisi (PP) ise 13 sandalye kazanarak sandıktan üçüncü sırada çıkmıştır. Böylece Halk Partisi, Sosyalist Parti ile kurulması muhtemel bir koalisyona da göz kırpmıştır.

Seçimle ilgili sayısal verilere kısaca göz attıktan sonra bu seçimlerin önemine de değinmemiz gerekir. Çünkü 2009 Bask Parlamento Seçimleri, ülke tarihinde ETA yanlısı partilerin katılmasına izin verilmeyen ilk seçimler olmuştur. ETA'nın siyasi kolu olan Herri Batasuna'nın terör örgütüne yardım ettiği için kapatılmasından sonra seçimlere iştirak eden ETA yanlısı partiler önemli başarılar elde edememişlerdi. Ancak son dönemlerde yükselişte olan aşırıcı D3M ve Askatasuna gibi ETA yanlısı siyasi partilerin terör örgütü ETA ile organik bağları bulunduğu gerekçesiyle seçimlere katılmasına izin verilmedi. Buna rağmen D3M, pazar günü açılan sandıklardan toplamda 100 binin üzerinde geçersiz oy kazandı. Partinin seçime katılmasına izin verilseydi, bugün başka sonuçlar üzerinden yorum yapıyor olabilirdik. Democracia Tres Millones (D3M) bu oy oranı ile 7-8 sandalye kazanabilirdi. Fakat Bask Bölgesi'nde bizleri alışkın olduğumuzdan farklı senaryolar beklemekte...

Seçimler öncesinde ETA, 21 Şubat'ta Bask Milliyetçi Partisi'nin, 23 Şubat'ta da Bask Ülkesi Sosyalist Partisi'nin karargahları önünde bombalı eylemler gerçekleştirmiştir. Uyarı niteliğindeki bu saldırılar, seçimlerin bölgedeki gerilimi düşürmesini bekleyenlere bir cevap niteliğindedir. Zira sonuçlar ETA'nın eylemlerini durduracağını düşünenlerin yanıldığını kanıtlamaktadır. Yıllardır devam eden çatışmaların sonlanmayacağı öngörüsünde bulunmak doğru olacaktır. Nitekim Bask Meselesi, siyasi olmayan bir altyapıya sahiptir. Durum böyleyken sorunun tek bir seçimle değişen iktidar ile çözülmesi beklenemez. ETA'nın kabul etmediği bir siyasi iktidarın ne oranda başarılı olacağını ise zaman gösterecektir.

Teröre başvurmayan politikalar üretmesi halinde daha fazla dikkate alınacak olan siyasi partilerin sayısı günümüzde bir hayli fazladır. Kimi zaman demokratik ilkelerle çelişmek pahasına bu tür organizasyonlara çeşitli yasaklar getirilmektedir. Fakat bu durum devletler için iki ucu keskin bir bıçağı andırmaktadır. Bir yanda ülkede ciddi oranda destekçisi bulunan ve terör örgütüyle bağlantısı olan partiler, diğer yanda devletlerin bölünmez bütünlüğü, siyasi otoritenin sağlamlığı prensipleri...

Herkes için en kabul edilebilir seçenek ise, şüphesiz "silah" unsuru barındırmayandır.

Leia Mais…

25 Şubat 2009

Terörizm'in Zaferi (!)


Terör. Kelime anlamını açıklamakla veya onyıllardır tekrar edilen klişeleri sıralamakla zaman harcamadan, başlıkta sözü edilen zaferin ne demek olduğunu izah etmeliyiz. Terörist faaliyetler asırlardır devletlerin ve vatandaşlarının baş belası olmuştur. Ancak bu gayrinizami savaşlar sırasında bir terörist grubun herhangi bir devlete karşı galip geldiği durumlar çok nadir yaşanmıştır. Bunlardan bir tanesi günümüzde, iyi ilişkiler içerisinde olduğumuz bir ülkede yaşanmaktadır: Pakistan. 1947'den bugüne ülkenin jeopolitik önemi nedeniyle maruz kaldığı sorunlar yönetim şekline ve hükümet etme yöntemlerine doğrudan etki etmiştir. Bu politikalar ve bir takım dış unsurlar (SSCB'nin Afganistan'ı işgali, İran İslam Devrimi, ABD desteği vs..) sayesinde ortaya çıkmış bir terör örgütü olan "Taliban", otoritelere karşı sürdürdüğü uzun soluklu mücadelesinin ardından geçtiğimiz günlerde başkent İslamabad'a 150km uzaklıktaki Svat Vadisi'nde kontrolü ele geçirmiştir. Bölgenin %70'lik kesimini kontrol etme yetkisi alındıktan sonra Taliban'ın ilk icraatı "Şeriat" ilan etmek olmuş, bölgede sakal kesimi yasaklanarak kız okulları yakılmıştır.

Pakistan ordusunun bu yenilgisinin, ülkeye pahalıya malolacağı öngörüsünde bulunmak yanlış olmayacaktır. Zira yayılmaya çok elverişli bir bölge olan Svat Vadisi'nin, şeriatın merkezi haline gelmesi ve başka ülkelerden şeriat yanlılarının bu bölgede ideolojik ve askeri eğitim görmek amacıyla buraya akın etmesi olasılıkları mevcuttur. Uluslararası konjonktürün ekonomik kriz ve İsrail-Filistin meselesi gibi olaylarla meşgul olduğu şu sıralarda böyle bir terör hareketinin gözden kaçırılmaması gerekir. Zira bu olayın yayılma riski, Terörizm'in Zaferi(!) ile sonuçlanması muhtemel bir dizi hareketi tetikleyecektir.

Leia Mais…

Dünya Gündemi Analizleri Hakkında

Bu blog, uluslararası politikada yaşanan güncel gelişmeleri takip etmek ve değerlendirmelerde bulunmak amacıyla oluşturulmuştur. İçinde yer alan yazı, yorum ve analizlerin tamamı yazarın şahsi görüşleridir. Yazıların tüm sorumluluğu blog yazarına aittir.

Güncellemeler belli bir programa göre yapılmamaktadır. Bunun yanı sıra her sabah çeşitli şekillerde güncellenmektedir. Yazılar hazırlanırken; ntvmsnbc, bbc türkçe, reuters, guardian, washington post, der spiegel, kommersant vs gibi kaynaklardan yararlanılmaktadır. Haber içerikleri bu kaynaklardan sağlanmakla birlikte, yorumlar ve analizlerin tümü blog yazarına aittir.

Blog içeriğinin, yazardan izin alınmaksızın kullanılması kanunen yasaktır. Kaynak göstererek veya yazarla irtibat kurularak yapılan alıntılara izin verilecektir.